Bir Emanetin Tasfiyesi

Emine Albağ · 2026-03-15

Bir Emanetin Tasfiyesi

Bu yıl 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yılını andık. Hava soğuk ve rüzgârlıydı, yine de binlerce insan Çanakkale’ye akın etti. Şehitlikler doldu, Şehitler Abidesi’nde dualar edildi. Tüm bu coşkuya rağmen bir soru, insanın içini kemirip duruyor: Onlar için sadece dua etmemiz yeterli mi?

Bu topraklar bize, sadece belirli gün ve haftaların değerini hatırlamamız için değil, korumamız için de emanet edildi. “Sıksan şüheda fışkıracak” denilen vatan toprağı bugün emanet olmaktan çıkmış, parası olanın erişebildiği, talep edenin pay alabildiği bir metaya dönüşmüş durumdadır.

Üreten Devletten Satan Devlete

AKP’nin 2002 sonrasında uygulamaya koyduğu ekonomi politikaları, 1980’lerde başlayan neo-liberal atılımların derinleşmesine neden oldu. Kamu varlıklarının yeniden yapılandırılmasıyla kamu-özel ortaklıklarının yaygınlaştırılmasına hız verildi. Ancak dikkat çeken esas değişim, devletin üretimden çekilip tercihini satmaktan yana kullanmasıdır.  

Cumhuriyet’in omurgasını oluşturan Kamu İktisadî Teşebbüsleri (KİT’ler) birer birer tasfiye edildi: Türk Telekom, Tüpraş, Erdemir, Petkim, TEKEL, SEKA, şeker fabrikaları… Buralar Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik kurumları olması yanında, stratejik hafızası olmaları bakımından da önemlidir. Ancak farklı yöntemlerle özel sektöre devredildiler ve devredilmeye devam ediyorlar. Devlet, kuruluş felsefesinden iyiden iyiye uzaklaştırılıyor.

Kamu varlıklarının özelleştirilmesi yalnızca mülkiyet değişimini ifade etmez, aynı zamanda ekonomik egemenliğin yeniden dağıtımının da ifadesidir. Karl Polyanni’nin işaret ettiği gibi, piyasanın toplumdan koparılarak kendi başına bir düzen haline gelmesi, ekonomik kararların toplumsal ihtiyaçlardan uzaklaşmasına yol açar. Bu durumda devlet, düzenleyici olmaktan çıkar, piyasanın işleyişine tabi bir aktöre dönüşür.

1923’te kurulan Cumhuriyet yokluk içindeydi, Atatürk önderliğinde yapılan doğru seçimlerle yönünü ilerlemeden yana çevirdi. Devletçilik ilkesi ışığında, tarım ayağa kaldırıldı, sanayi tesisleri kuruldu, savunma sanayiine yatırım yapıldı ve üretim millileştirildi. Devlet, yöneten olmakla yetinmeyip üreten, koruyan ve kalkındıran bir aktör olarak var edildi. 

Bugün ise aynı devlet, üretimden çekilmiş, toprağını, tesisini, limanını ve böylece geleceğini devreden bir yapıya dönüştürülmüştür.

Çanakkale Bir Zafer ve Uyarıdır

1915’te kazanılan zafer, Çanakkale’nin gerisi bütün vatandır bilinciyle ve “Bu toprak korunmazsa kaybedilir” çığlığının sonucunda kazanıldı. Bugün ise topraklarımızı satarak kaybediyoruz. Ormanlar, su kaynakları, tarım arazileri, hepsi madencilik ve enerji yatırımlarının baskısı altında. Çanakkale’de bile…

Vatan toprağının metalaşması üretime nasıl bakıldığı hakkında da fikir verir. Tarım arazilerinin, ormanların ve kıyıların yatırım alanı haline gelmesi, üretimden kopuşun en somut göstergesi. Bu süreçte toprak, geçim ve yaşam kaynağı olmaktan çıkıyor, sermayenin birikimine katılıyor.   

Gelibolu Yarımadası gibi tarihsel ve doğal sit alanları, Saros Körfezi gibi korunması gereken doğa harikası bölgeler, parça parça turizm yatırım alanına dönüştürülüyor. Doğa tahrip ediliyor, vatan meta oluyor ve tarihle kurulan bağ koparılıyor.

Mondros’tan Daha Ağır

1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, halka rağmen işgallere geçit veren bir teslimiyet belgesiydi. Bugünün teslimiyet belgeleriyse kapalı kapılar ardında ve ticari işbirlikleri adı altında, ekonomik veya siyasal zirvelerde, uluslararası antlaşmalarda, yüksek plazalarda yine halka rağmen imza ediliyor. 

Bugün savaş gibi görünmeyen bir savaşın içindeyiz. Ekonomik, politik, ideolojik silahlar devletçilik ilkesine doğrultulmuş, namlu vatan toprağına yönelmiş ve tetikteki parmak küresel kapitalizmin parmağı. 

Devletin hazinesi üretimden değil, satıştan besleniyorsa devletin sürdürülebilirliği tartışmaya açılır çünkü artık devlet, devletçiliği piyasa düzenine açmış demektir. 

Çanakkale Kilitbahir sırtlarında yazılı ve göğsümüzü kabartan o dize hâlâ orada duruyor, hatırlayalım: “Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.”

AKP iktidarı o dizenin altına bugün bir yenisini yazıyor: “Ve bu yer, mücadeleyle kazanılmış bir devrin, nasıl kaybedildiğini gösteren yerdir.”

Devletçilik ilkesi terk edilip emanete sahip çıkılmazsa önce toprak kaybedilir, sonra devlet.