Emperyalizmin İllüzyonisti: Tom Barrack
Nilüfer Nurgül Özdemir · 2026-04-05

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ulus devlete, Cumhuriyet’e saldıran açıklamalarına her gün bir yenisini ekliyor. Barrack’ın temsilcisi olduğu zihnin “ulus devlet engeli” dediği her yerde, emperyalizmin yeterince sömüremediği topraklar var. Bunlar, emperyal ülkelerin, kendi ekonomik çıkarları için engel gördükleri, kendi kaynaklarını koruyan, merkezi yapısı güçlü, yurttaşlık ve bağımsızlık bilinciyle kurulmuş devletler, Türkiye gibi.
Geçmişin sömürgeci anlayışı günümüzün araçlarıyla devam ediyor ama mantık aynı; idari, siyasi, iktisadi, askeri her alanda bir ulusun köleleştirilmesi.
Özellikle 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa ve İngiltere, Osmanlı topraklarını (Ortadoğu) gizlice cetvelle çizerek kendi aralarında paylaştılar. 1916 tarihli bu gizli antlaşma (Sykes-Picot) ile Suriye ve Lübnan Fransız mandasına, Irak, Filistin, Mısır ve Ürdün’den Suudi Arabistan’a uzanan topraklar İngiliz mandasına bırakıldı. Sonrasında antlaşmaya Rusya’yı da kattılar (Sazonov –Paléologue). Bu plana göre Ruslara düşen Doğu Anadolu vilayetleriydi. Dönemin sömürgeci güçleri, bu sınırlar içinde çeşitli iç çatışmalar çıkarttı. Bağımlı, mezheplere göre şekillendirilmiş, çatışmalı, parçalı bir coğrafya yaratıldı. Arabistanlı Lawrence diye bilinen İngiliz asker, diplomat Thomas Edward (Ned) Lawrence, Haşimi Araplarını, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklanmaları için kandırmıştı.
Kısa bir süre sonra, Kurtuluş Savaşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlatılacak, manda yönetimleri altındaki ülkelerin bağımsızlık hareketlerine ilham verecek, onlara öncü olacaktı. Günümüze geldiğimizde ise Batı, Doğu’suna savaş, zulüm ve zorbalıkla sözde “demokrasi ve özgürlük” getiriyor. Bir zamanlar bağımsızlığını kazanmış egemen devletler üzerinde sömürgeci politikalar kaldığı yerden devam ediyor; darbeler, terör, savaşlar, iç çatışmalar ve ekonomik baskılar azalmıyor, artıyor. Bu sırada 110 yıl önceki Sykes-Picot Antlaşması sömürgeci devletlerin ceplerinde halen duruyor.
Hatırlayalım, Soğuk Savaş’ın hemen ardından 1990 yılında Körfez Krizi ile başlayan süreç, 2003’te Irak’ın işgaline (2. Körfez Savaşı) evrildi. 2011’de Suriye’de, bir ABD projesi olarak 13 yıl süren bir iç savaş başladı. Libya, Yemen, Filistin, Mısır, Afganistan… Yine ABD ve İsrail yıllarca, bir dizi ülkeye ya doğrudan saldırdı ya da çeşitli gerekçelerle askeri, siyasi karışıklıklar başlattı. İran’a beraber savaş açtılar ve İsrail, Lübnan’ı işgal ediyor. Bölgede bir süredir zaman zaman duran, zaman zaman hareketlenen ve her seferinde ABD ve İsrail ittifakının taşları yerinden oynattığı bir süreç tekrar ediyor. Batı’nın Doğu’sunda liderler devriliyor, idam ediliyor; kimi liderler ülkesinden kaçıyor ve halklar mezheplere, etnik kimliklere bölünüyor; siyasi yönetim merkezini kaybediyor, konfederal yapılar kuruluyor. Geçtiğimiz yıl ise Suriye’de Esad’ın devrilişinin ardından “entegrasyon” peşine düştüler. Batı’nın son zamanlarda en sevdiği kelime: entegrasyon. Hani şu “Ortadoğu Valisi” Tom Barrack’ın da çokça kullandığı kavram.
Bugün ABD ve İsrail’in bölgede oynadığı stratejik oyunlar ve yaptıkları pazarlıklar, 1. Dünya Savaşı sonrası imzalanan Sevr Antlaşması’nın 62. maddesini fiilen devreye sokmak istediklerini gösteriyor. Hatırlayalım; Sevr’in 62. maddesinde, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyonun Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim kurması öngörülüyordu. Bahsi geçen bölge, Ermenistan’ın güneyinden Suriye ve Irak’a uzanan, Güneydoğu Anadolu vilayetlerini de kapsayan geniş bir hattı. Yine bu maddeye göre, Kürtler dilerse bir yıl sonra Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecekti. Lozan ile planları suya düşmüş olsa da emperyalistler ajandalarından bu maddeyi hiç silmedi. Aynı ayrılıkçı plan yine devrede, sadece aktör ülkelerin adı değişti. Bugün Sevr komisyonunu resmen olmasa da fiilen kuran, ABD ve İsrail’dir.
Ulus devletlerin zayıflaması, etnik, mezhepsel kimliklerin öne çıkarılması, yeraltı ve su kaynaklarıyla petrol, doğalgaz ve güvenlik bölgelerinin denetlenmesi emperyalizmin temel amacı. Irak’ta, Suriye’de olanlar ortada. Taşeronları aracılığı ile yönetimi devraldı, ticari anlaşmalar ve pazarlıklar ile kontrolü ele geçirdi.
Ülkemizdeki emperyal taşeronlar da “Ilımlı İslam, Demokratik İslam, Demokratik Ulus” gibi çeşitli formüller üretiyor, tartışmalı Anayasa değişikliği önerileri ile ortamı ısıtıyor, planın yolunu döşüyor.
Gelelim illüzyonistimiz Tom Barrack’a. Kendisi emperyalist hayallerin illüzyonisti. Bir çeşit Arabistanlı Lawrence. Barrack, Türkiye’nin kendisi için bir “illüzyon” olduğunu, kendi köklerinin eski Osmanlı İmparatorluğu’na dayandığını söyledi. ABD Büyükelçisi, Osmanlı’nın Millet sistemini överek, Neo-Osmanlıcıları yanına çekmek ve Türkiye’de de çok kimlikli, ayrılıkçı bir yapıyı hayata geçirmek istiyor. Irak’ta, Suriye’de yapılanın aynısı, etnik kimliklere, mezheplere dayalı model, Türkiye’de de meşrulaştırılmaya çalışılıyor.
Ne dedi Tom Barrack: "Türkiye’de başlayan süreç, Kürtlerin yaşadığı 4 büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı." Tom Barrack’ın Kürtlerin yaşadığı 4 büyük ülke diye saydığı 3 ülke Irak, Suriye, İran’dır. Bu ülkelerde halen çatışmalar, savaş sürüyor. Diğer ülke hiç şüphesiz Türkiye. Tom Barrack geçtiğimiz aylarda da “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız” demiş, kendisine verilen görevi açık etmişti.
Epstein’cı illüzyonistin marifeti bunlarla da bitmiyor. Bir gün çıkıyor “Ortadoğu'da en işleyen yönetim modeli hayırsever monarşi” diyor, bir başka gün “Ortadoğu’da hiç barış olmadı, muhtemelen de olmayacak” diye muştuluyor. Türkiye ve Ortadoğu’ya emperyalizmin işine gelen rejimi dayatmak için görevli Barrack’ın, ulus devlet karşıtı, monarşi yanlısı çıkışları saymakla bitmiyor.
Tüm bu açıklamalar sansasyon yaratmak için değil elbet. Barrack, Suriye’de 2009 yılında Beşer Esad ve Abdullah Gül’ün görüştüğü “Dört Deniz Projesi”ni B planı* olarak raftan indiriyor, her ne hikmetse bu bilgiyi kulağımıza fısıldayıveriyor. “Hürmüz Boğazı’nı sadece kontrol etmem, yönetirim” diyen İran’a karşı, ABD alternatif bir enerji koridoru fırsatı için kollarını sıvıyor, merkeze de Türkiye ve Suriye’yi koyuyor. Mesele elbette jeopolitik ve ekonomik. Barrack’ın ve onun iplerini tutan emperyallerin şapkadan tavşan çıkarma gösterisi devam ediyor.
Emperyalizm istikrarsız coğrafyaları sever ve bunun için ekonomik, siyasal her tür aracı kullanır. Ülkemize pazarlanan da işte bu istikrarsızlıktır. Emperyalizmin illüzyonistleri tıpkı diğer ülkelerde yaptıkları gibi, istikrarsızlığı ülkemize “dayanışma, kardeşlik, demokrasi” paketinde satıyor.