Faşizmin Yolu: FAFO*
Gül Özen · 2026-01-17

Karayip korsanı ABD, tehditkâr hamle ve saldırılarıyla dünyadaki güç mücadelesinin başını çekmeye devam ediyor ve bu kirli sahneyi kimseye kaptırmamaya kararlı. Kasım 2025’te yayınlanan “Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi” ABD’nin niyetini açıkça gösteriyor. Belgeyi inceleyen analistlerin seçtiği üst başlık şöyle: “Ekonomik güvenlik, ulusal güvenliktir.”
Belgede, Rusya’yı askeri, Çin’i ekonomik alanda baskılamak için yayınlanan bir dizi stratejiyi okuyoruz. ABD ulusunun (doğma büyüme oralı!) dünyanın en zengini olması için çalışan MAGA’cıların (Make America Great Again), dış işleri, savunma ve istihbarat politikalarında benimsediği iki maddeye dikkat çekmek özellikle iyi olacaktır:
Güç Yoluyla Barış: Amerikan çıkarlarını tehdit edenler için güç en caydırıcı unsurdur.
Müdahale Etmeme Eğilimi: Amerikan kurucu bağımsızlık bildirgesine göre bütün insanlar gibi uluslar da eşittir, ancak çeşitli ve çok sayıda çıkarı olan bir ülke için, müdahale etmeme ilkesine katı bir şekilde bağlı kalmak mümkün değildir. Yine de bu eğilim, haklı bir müdahalenin ne olduğunu belirlemek için yüksek bir çıta koymalıdır.
Belgede kullanılan dil, Victor Klemperer’in bahsettiği Nasyonal Sosyalistlerin kullandığı propaganda dilini anımsatıyor. Çünkü her isteğini gerçekleştirmek için güç kullanan bir zorba, bu belgede her seferinde barıştan söz ediyor. Örneğin “Müdahale Etmeme Eğilimi” maddesi, hali hazırda başka devletlerin iç işlerine, enerji politikalarına sürekli müdahale eden bir ülkenin, saldırgan eğilimlerini meşrulaştırma dili olarak karşımıza çıkıyor.
Mevcut duruma yakından bakalım. Petrol fiyatlarının düşmesi, dolara dayalı ticaret hacminin artışı, Amerikan enflasyonunu da düşüreceği teziyle, İran’ın iki büyük petrol ithalatçısı ülke abluka altında. 2025 biterken ABD, Venezuela’nın Karayip açıklarında petrol tankerlerine korsan faaliyetiyle el koydu.
Venezuela’dan sonra gözünü İran petrollerine diken Trump, yakın geçmişte Irak’a demokrasi ihraç etme palavrasının bir benzerini günümüze taşıyor. Bu kez de İran halkının güvenliğini bahane ederek olası bir müdahaleyle İran’ı tehdit ediyor. Nedeni açık: İran, petrol rezervinde dünyada 4. sırada, doğal gaz rezervinde ise 2. sırada yer alıyor. İran petrollerinin %90’ının Çin’e ihraç edildiği biliniyor.
İran’da özgürlük yanlısı protestocuların direnişi üçüncü haftasına girerken, İran rejimi idamlara ve sert müdahalelere devam ediyor. ABD ise müdahale kozunu da kullanarak, İran’a nükleer silah geliştirmeyi bırakması ve halkına orantısız güç kullanmamasını söylüyor. ABD’nin asıl niyeti, İran’ın enerji rezervlerinin kontrol altına alınması ve Çin’e petrol satışının durdurulması. İran’da ilk kez petrolün millileşmesi Muhammed Musaddık Dönemi’nde (1951-53) olmuş, ardından Naomi Klein’in belirttiği gibi Musaddık’ı CIA aracılığıyla deviren Şah (oğul Reza Pahlavi) batılı devletlere imtiyazlar tanımıştır. Amerikan, İngiliz, Hollanda ve Fransız şirketlerinden oluşan bir konsorsiyumla İran petrolleri çıkarılmış ve uluslararası piyasada dağıtılmıştır.
ABD, tıpkı bizde Neo-Osmanlıcılığı stepnede tuttuğu gibi Pehlevi’nin oğlunu da İran’a bir kurtarıcı olarak sunuyor. Biz bu senaryoyu ABD’nin bölgemizde ilkin “ılımlı İslam” adı altında, şimdi de ümmetçilikle beraber uygulamaya geçirdiği planlarından çok iyi biliyoruz. İran’da da durum farklı değil. ABD, halka zulmedecek ve iplerini kendi elinde tuttuğu yeni bir diktatörü bölgeye salmanın peşinde.
ABD’nin İran’a olası bir müdahalesinin İsrail’in dahli olmadan mümkün olamayacağı da aşikâr. Bölgede İbrahimi Anlaşmalarla, bir taraftan da yeni Davut koridoru planıyla karşımıza çıkan İsrail, Arap Baharındaki gibi bir manipülasyonla (bakınız Netanyahu’nun İran halkına “Sizin yanınızdayız” çağrısı) İran’daki oyuna dahil olmaya çalışıyor. Yine olası bir ABD saldırısında, İran’ın misilleme olarak Dubai veya Bahreyn’e saldırması Ön Asya’daki çatışmalarla uluslararası denge siyasetinin iyice kaybedileceği anlamına gelecektir.
ABD’nin AB ülkelerine uyguladığı ticari yaptırımlara rağmen, Rusya ve İran’dan doğal gaz alan Türkiye, geçtiğimiz Eylül ayında ABD’yle 20 yıllık bir doğal gaz anlaşması yapmıştı. 2022’de Rusya’nın GazProm şirketiyle BOTAŞ arasında dört yıllık daha doğal gaz alımı imzalanmıştı. 2018’de Rusya’dan alınan S-400 Savunma sistemleri nedeniyle, Türkiye parasını ödediği F-35’leri teslim alamamış ve 2020’de F-35 programından tamamen çıkarılmıştı. Daha önce S-400 ve F-35 alımlarında ABD ve Rusya arasında köşeye sıkışan AKP, bölgedeki güç siyasetinde Thucidides’in tuzağında görünüyor.
Güvenlik belgesinden, bölgede yaratılmak istenen kaosa, batı siyaseti aslında temel ikiliği dost-düşman ayrımında değil, dışlama-içerme üzerinden kuruyor. Faşizmin yükseldiği yıllarda Portekiz’de Salazar’ın halkına propaganda için kullandığı 3F (Futbol, Fatima /inanç ve Fado/ müzik) ve bugünkü FAFO arasında keskin bir bağ var.
Aristotales’in “siyasal hayvan” (politikon zóon) olarak tanımladığı insan Agamben’in de vurguladığı gibi bugün, hukukun dışına atılarak çıplak hayata terkediliyor. İnsan salt biyolojik varlığına indirgendiği müddetçe Nazizm ve Faşizm başka isimler altında yaşamaya devam eder. Bu nedenle faşist liderlerin, insanlık değerlerini hiçe sayan ortak özellikleri her çağda ve her kültürde şaşırtmayacak şekilde birbirine benziyor.
Dünyayı kendi çıkarlarına göre parçalayan tiranlar, doğrudan işgal, adam kaçırma yollarıyla tüm insanlık sınırlarını, hukukun üstünlüğünü, ahlaki değerleri yerle bir ederken küllerinden doğmaya namzet bir insanlığı karşılarına almaya devam edecekler.
Uluslararası ilişkilerde realist teorinin temel örneklerinden biri olarak sunulan Melian Diyaloğu, büyük güç politikalarının mantığını iyi anlatır. Atina’lı General ve tarihçi Thucydides’in (M.Ö. 460) ‘Peloponnesos Savaşı Tarihi’nde; tarafsız kalmaya çalışan küçük Milos adası ve savaşın süper gücü Atina arasında bir diyalog geçer. Atina Milos'tan teslim olmasını ister; Milos ise tarafsızlık ve müttefikleri (Sparta) tarafından yardım görme umuduyla direnmek ister. Atina'nın tezi: "Adalet, yalnızca eşitler arasında geçerlidir; güçlü olanlar istediklerini yaparlar, zayıf olanlar ise katlanmak zorundadır." Sonunda Atina Milos'u fetheder, halkını köleleştirir ve adaya kendi yerleşimcilerini yerleştirir. ‘Thucydides Tuzağı’ ise yükselen bir gücün egemen bir gücü yerinden etmekle tehdit etmesi halinde, ortaya çıkan yapısal stresin şiddetli bir çatışma doğurmasının zorunluluk olduğunu söyler.
*FAFO: 3 Ocak 2026’da ABD’nin Venezuela’yı işgalinde Trump’ın Beyaz Saray resmi X hesabından yaptığı paylaşım. (F.ck Around, Find Out/ Bulaşırsan Görürsün!)