Flamingo İsyanı: Kompradorlar ve Kleptokratlar Arasında Kirli Pazarlık

Gül Özen · 2026-06-17

Flamingo İsyanı: Kompradorlar ve Kleptokratlar Arasında Kirli Pazarlık

Binlerce insanın Tiran sokaklarını doldurduğu gösteriler günlerdir devam ediyor. Gösterilerin perde arkasında yine Amerika Birleşik Devletleri’nin kirli para siyaseti duruyor. ABD Başkanı D. Trump’ın damadı Jared Kushner’in finansör olacağı Arnavutluk Resort Projesi’ni, 2021 yılında Trump’ın kızının Arnavutluk tatilinde bir adayı “rüya gibi” diye adlandırmasıyla duymuştuk.

Sazan Adası ve Adriyatik Denizi kıyılarında birtakım pazarlıklar dönüyor ve bu durum “Acaba Trump ve ailesi yeni bir Epstein adası mı inşa edecek?” sorusunu hemen akla getiriyor. 5,7 kilometrekarelik Sazan Adası'na inşa edilecek büyük, lüks tatil köyü için 4,6 milyar dolarlık bir yatırımdan söz ediliyor. Ancak çevre hakları koruyucuları; Akdeniz fokları, deniz çayırları ve flamingoların doğal yaşam alanlarını tehlikeye atan Arnavutluk hükümetine “Projeyi durdurun!” çağrısında bulunuyor. Arnavutluk halkının çağrısı ise net: “Hükümet istifa!”

Peki Trump’ın danışmanı ve damadı J. Kushner’in bahsi geçen projeye dahil olması ne demek? Kushner’in İsrail’le yakın temasları nedeniyle siyonist olarak bilindiğini de hatırlatalım.

Trump’ın damadı, emlak şirketi olan babasının dolandırıcılıktan hapse girmesiyle işleri devralmıştı. 2020’de Netanyahu’nun açıklamasına göre Jared Kushner, İsrail’den Batı Şeria İlhak Projesi’ni geçici olarak askıya almasını istemişti. Gazze’ye resort konut inşası planı henüz askıdayken, Kushner’in Doğu Avrupa’da İsrail’le gizli bir askeri üs kurmayı planlıyor olabileceği teorileri de gündeme geldi. Siyaset bilimi uzmanları, Arnavutluk’ta Başbakan Edi Rama’nın satışa çıkardığı Sazan Adası’nda mevcut eski bir askeri okulun üsse dönüştürülebileceğini konuşuyor. Halkın rızası olmadan planlanan bu —bir nevi kaçak— inşaatın, Avrupa Birliği dışında bir ülkede tasarlanıyor oluşu, mali ve güvenlik denetiminden muaf bir zemin arayışı olduğunu da işaret ediyor. Gözlerimizin önünde vergisiz, kayıtsız, hesapsız bir şekilde; yolsuzluktan kazandıkları paralarla, İsviçre ve Malta gibi AB üyesi olmayan ülkelerin güvencesinde, kara para aklama (offshore) vergi cennetlerinden alışık olduğumuz gibi bir ağ kuruluyor.

Son on iki yıldır iktidarda olan Edi Rama hükümetine karşı öfkeli halkın bu tepkisi ilk değil. Bu yazıda Edi Rama öncesi ve sonrası Arnavutluk siyasi tarihine bir bakış atacak, sonrasında Amerikan kleptokrasisinin geldiği boyuta değineceğiz.

Fotoğraf: Politik İnşa

Gizli Anlaşmalardan ‘İcazet Dönemi’ne

15. Yüzyılda Osmanlı topraklarına katılan Arnavutluk, tarihi boyunca da birçok devletin işgal ve istilasına maruz kalmıştı. Balkan Savaşları sonrası, Arnavutluk’un bağımsızlığını uluslararası bir konferansla masaya yatıran Avrupalı büyük devletler; İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’dan oluşuyordu. Londra’da gizli bir anlaşma için bir araya gelen bu sömürgeci güçlerin ayrı ayrı çıkarları, Arnavutluk topraklarını bölme ve yönetme konusunda ortaklaşıyordu. Bu sürecin sonunda Arnavutluk çeşitli anlaşmalarla topraklarını kaybetmişti.

Alman asıllı Prens Wilhelm Wied Arnavutluk’un akıbetinde anlaşmış devletlerce başa getirilmişti. Ancak İtalya bu seçime karşı çıkmış ve iç karışıklıklar sonucu Prens Wilhelm Wied ancak 6 ay görevde kalabilmişti. Nihayet Wied, 1914’te ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Dünya tarihinin her döneminde karşımıza çıkan sahneyi bir kez daha görüyoruz; özellikle ekonomik açıdan dış kaynaklara bağımlı kalan ülkelere büyük güçlerin politik müdahalelerini… Neo-liberal ekonomilerin yayılmacı çağında şok doktrinleriyle ülkelere askeri müdahalelerde bulunan ABD, günümüzde de otoriteryen liderlere “icazet” vermeye devam ediyor. Arnavutluk’daki mevcut siyasi iktidar da ABD’nin siyasi kuklası olmak için çoktan masaya oturmuş görünüyor.

Komprador Hükümetler ve Kleptokratların İlişkisi

Arnavutluk 2,75 milyonluk nüfusuyla Worldometers verilerine göre kişi başına düşen gelirde (GDP per capita) 12.493 $ (2026) seviyesindeyken AB ortalaması 40.000-55.000 $ arasında seyrediyor. Balkan ülkelerinin en gerisinde (Bulgaristan 30.000 $) olan Arnavutluk yoksullaşmaya devam ediyor. Bu sırada formülü ülkenin topraklarını satmakta bulan Başbakan Edi Rama’nın merkez solu temsil ettiği Sosyalist Parti, 2013 yılından beri iktidarda. Ancak her yıl hükümet binasına yönelik sert saldırılarla halkın mevcut yönetimden hoşnutsuz olduğu eylemleri görüyoruz. Amerikan yayılmacılığının işgal, ilhak, tehdit, başkan kaçırma ve dronlarla sıradan insanları hedef alma gibi yöntemlerinin dışında bir diğer yolu da özel yatırımlarla şeffaf olmayan ticari ilişkiler kurarak bölgenin hegemonik düzenini ele geçirmektir.

Amerikalı araştırmacı gazeteci Casey Michel, kaleme aldığı ‘Amerikan Kleptokrasisi: ABD, Tarihin En Büyük Kara Para Aklama Düzenini Nasıl Kurdu?’ (American Kleptocracy: How the U.S. Created the World's Greatest Money Laundering Scheme in History) adlı kitabında, ABD’nin yasa dışı kazançlar için nasıl bir numaralı tercih hâline geldiğini anlatıyor. ABD’nin yakın ilişkide olduğu liderler ve ülkelerindeki yolsuzluk, yoksulluk ile antidemokratikleşme bu sürecin diğer bir yüzü olarak karşımıza çıkıyor.

Kleptokrasinin Yunanca etimolojik kökenine göre “kleptes” hırsız, “kratos” ise yönetim anlamına geliyor. Buna göre “hırsızlar yönetimi”; bir nevi yağma düzenini, kendini hukukun üstünde tutan plütokrasiyi (zenginler rejimi) ve oligarsiyi (ayrıcalıklıların yönetimi) kapsıyor.

Michel, kleptokrasinin işleyişini anlatırken yüksek finans, siyaset, kolluk kuvvetleri ve hatta ünlülerin dünyasının bir araya geldiğinden bahsederek "Amerika, yasa dışı kazançlar için birincil bir destinasyondur." diyor ve ekliyor: "İnsanların aklına İsviçre, Cayman Adaları, Bahamalar, Man Adası, Kıbrıs veya diğer egzotik yerler gelebilir. Oysa gerçekte, kirli paranın kendine yuva aradığı yerler Delaware, Nevada ve South Dakota'dır."  Michel kitabında Ekvator Ginesi başkanının oğlu Teodorin Obiang’ın ülkesini nasıl kişisel bir kumbara gibi kullandığını, yolsuzlukla yağmaladığı paraları, yine ABD’de jet sosyeteyle partiler, Michael Jackson takıntısı yüzünden satın aldığı koleksiyon eşyalarını yazıyor. Obiang, babası ve geniş ağlarıyla birlikte ülkeye gelen yabancı yatırımcılardan haraç aldıklarını, petrol satışlarından elde edilen gelirleri çaldıklarını ve ülkenin vatandaşlarını kalkınma tablosunun en alt basamağında bıraktıklarını okuyoruz. Ülkenin altyapısını finanse etmek, temiz su veya sağlık hizmeti sağlamak yerine Michael Jackson’ın beyaz eldivenlerine bir servet akıttıkları da kitapta yer alıyor.

Bir diğer yağmacı Ukraynalı oligark I. Kolomoisky’nin de ABD’de eski çelik fabrikaları satın alarak batırdığını anlatıyor. Michel’ın yazdıklarına göre bu tip değer kaybeden varlıkları Kolomoisky, kendi finans kurumu Privat Bank'tan (gerçekte abartılı bir Ponzi şeması olan) çaldığı parayı saklamak için, neredeyse hiç inceleme yapmadan satın alıyordu.

Kara para aklama ve yasa dışı finansmanla mücadele çabaları, ABD'nin 11 Eylül'de USA PATRIOT Yasası'nı kabul etmesine kadar sonuç vermeyecekti. Bu yasa, katı "müşterinizi tanıyın" ve şeffaflık gereklilikleri içeriyordu, ancak gayrimenkul, sanat eserleri, özel jetler ve daha fazlası gibi konularda geniş istisnalar mevcuttu ve hala da mevcut, diyor Michel.

Buraya kadar sözünü ettiğimiz manzara dünyada bir salgın gibi yayılan yağmacılığın iç yüzünü açığa çıkarıyor. Doğal alanların satışı, milli servetin özelleştirilmesi, paravan şirketlerle offshore hesaplar açarak vergi kaçıran, terörü finanse eden, mal varlıklarını saklayan siyasetçiler hepimize tanıdık.

Ülke topraklarını madenlere ve özel kişilere, şirketlere pazarlayan yağma rejimi dünyada dur durak bilmiyor. Savaşın enkazı henüz ortadan kalkmadan Gazze’ye dikilecek lüks tatil köyü planı gibi insanlık dışı amaçlar, kapitalizmin vahşetini tekrar tekrar yüzümüze çarpıyor.

Mesele Sadece Flamingo mu?

Son yıllarda Arnavut halkını günlerce sokağa döken eylemler, başbakan ve yardımcısının yolsuzluğa karışmasından sonra artmaya devam ediyor. Edi Rama ısrarla görevde olduğu sürede bu kirli pazarlıktan, yani doğal park alanı olan ada ve kıyıların özel satışından vazgeçmeyeceğini belirtiyor. Mesele nasıl Gezi Parkı sırasında sadece ağaç değildiyseArnavutluk’ta da meselenin sadece flamingo olmadığı aşikardır. Mesele halkın nefes almasını engelleyen inşaat şirketlerinin, müteahhitlerin, patronların ve yağma rejiminin tasfiyesidir.