Hukukçu Gözüyle Mutlak Butlan Dosyası: Bir Davanın İncelenmesi

Candan Sevinç · 2026-06-01

Hukukçu Gözüyle Mutlak Butlan Dosyası: Bir Davanın İncelenmesi

Türkiye gündeminde çokça tartışılan, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile İstanbul İl Başkanlığı seçimlerinin istinaf mahkemesince Mutlak Butlan nedeniyle iptaline, çok sayıda birleşen davaya ilişkin olarak, genel anlamda davanın kabulüne, kurultayın mutlak butlan nedeniyle hükümsüz olduğunun tespitine ve tedbiren önceki yönetimin, yani Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin göreve getirilmesine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesince verilen kararı ile, ilk derece mahkemesi Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.10.2025 tarih ve 2025/66 E., 2025/428 K. (asıl ve birleşen dosya) sayılı kararı ile, bazı birleşen davaların husumetten reddine, bazı davaların konusuz kalma nedeniyle reddine ilişkin kararı birlikte değerlendirildiğinde; 

1- İlk derece mahkemesince verilen kararın, ne kadar davaların reddine ilişkin olsa da, aslında söz konusu davalarda görevsizlik olarak verilmesi gerekirdi. Şöyle ki;

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun, Seçimlerin Yapılması başlığını taşıyan 21. maddesinde, parti kongreleri için YSK tarafından seçim kurulu görevlendirileceği belirtilmiş ve 5. fıkrasında, “Kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılır,” hükmü ile 10. fıkrada “Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içinde seçim sonuçlarına yapılacak itirazlar hakim tarafından aynı gün incelenir ve kesin olarak karara bağlanır,” ve 11. fıkrasında “Hakim, seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde bir aydan az ve iki aydan fazla bir süre içinde olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi tespit ederek ilgili siyasi partiye bildirir,” hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, partilerin kongre seçimleri özel usulle belirlenmiş ve bu konuda YSK görevli kılınmıştır. Parti kongresinin usulsüzlük veya başka bir nedenle iptal edilebilmesi seçimlerden sonra ve fıkra hükmü gereğince iki gün içinde seçim kuruluna bildirilecek itirazların, seçim kurulu tarafından karar altına alınması ile mümkündür. Burada seçim kurulu hem esas yönünden hem de usul yönünden seçim sonuçlarını inceleme yetkisine sahiptir.

Ayrıca, YSK’nin Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6. maddesinde YSK’nin görevleri sayılmakla, 1. fıkrasında, “Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Yukarıda anılan SPK’nin 21. maddesinde YSK’ye siyasi partilerin kongrelerini yönetme ve denetleme yetkisi verilmekle, YSK Kanunu’nun 6. maddesinin 1. fıkrası doğrultusunda bu görevin YSK’ye ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. YSK’nin incelemesinin sadece usulden olduğunu burada söylemek, kanunun lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil eder. Bir işlemin usul yönünden incelenmesi bir merciye, esas yönünden incelenmesi bir başka merciye aittir savı hukuk mantığında kabul görebilecek bir sav değildir; usul ve esas birlikte değerlendirilir ve birinde görevli olan merci, doğal olarak diğerinde de görevlidir.

YSK’nin Anayasa ile kurulmuş ve üyelerinin Yargıtay ve Danıştay’dan seçilmiş hakimlerden oluşan üst bir yargı merci olduğunu yadsımak mümkün olmadığı gibi, SPK’nin 21. maddesinin 11. fıkrasındaki “Hakim,” tabiri karşısında YSK’nin bir tür üst yargı merci olduğunun kabulü gerekir. YSK’nin bu görevini saf dışı bırakırsak, diğer görevleri arasında sayılan genel seçimlerin ve hatta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de adli yargıda iptali yoluna gidilmesi sonucunu da kabul etmemiz gerekir. Dolayısıyla öncelikle 41. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce görevsizlik kararı verilmesi gerekirdi. Bu yönde bir karar verilmemesi üzerine dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'ne intikal etmesi hâlinde de, bu kez istinaf mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekirdi. YSK’nin görev alanına giren CHP 38. Olağan Kurultayı’nın geçerli olduğuna dair kongre sonrası verilen karar ve mazbata karşısında, Yargıtay’ın dahi bu konuda, kendini görevli sayarak bir karar vermesi, usul ve yasaya aykırı olacağı gibi, görevleri ayrı ayrı Anayasa’da sayılan bu mercilerin, birbirlerinin görev alanına giren bir konuyu inceleme ve karara bağlaması aynı zamanda görev gasbını da oluşturur. Nasıl ki bir işçi alacağı davasında ceza mahkemesi kendisini görevli sayamayacaksa ve işçi alacakları kanun gereği iş mahkemelerinde görülüyorsa, Yüksek Seçim Kurulu'nda tartışılması gereken bir kurultayın hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptali de, görev alanı kanunla belirlenmiş asliye hukuk mahkemesinde görülemez.

YSK'nin denetiminin "sınırlı ve kısmi" olduğu savı, kanun koyucunun amacıyla çelişeceği gibi hukuk kurallarının eğilip bükülmesine, uzatılıp kısaltılmasına, hukuk normunun lafzî yorumundan uzaklaşılmasına ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin çiğnenmesine neden olur.

YSK'nin 10.05.2022 tarih ve 159 sayılı kararında, ilçe seçim kuruluna yapılan "tam kanunsuzluk" itirazı incelenmiş ve itiraz, seçimin tam kanunsuzluk niteliği taşımadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Tam kanunsuzluk konusunda karar veren YSK'nin, CHP 38. Olağan Kurultayı'na yapılan hukuksuzluk itirazlarının reddine ilişkin kararı da aynı şekilde hem usule hem de esasa ilişkindir. Nitekim kongre sonrasında birtakım delegeler tarafından YSK'ye itirazda bulunulduğu ve bu itirazların reddedildiği hususu basına da yansımıştır. Dolayısıyla CHP 38. Olağan Kurultayı seçimine ilişkin kesinleşmiş bir karar ve hüküm bulunmaktadır.

2- İstinaf mahkemesi kararında belirtilen Dernekler Kanunu hükümlerinin siyasi partilere uygulanacağı savı ile ilgili olarak;

SPK'nin 3. maddesinde, siyasi partiler; Anayasa ve kanunlara uygun olarak, Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve mahalli idare seçimleri yoluyla, parti tüzük ve programında gösterilen amaçlarla çalışan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmıştır. 4. maddede ise siyasi partilerin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda, siyasi parti temsilcilerinin YSK'nin denetiminde olağan veya olağanüstü kongre ile göreve gelmelerine karşılık, derneklerde yönetim kurulu seçimi herhangi bir denetimden geçmemektedir. Derneklerde yönetim kurulunun herhangi bir denetim olmadan, siyasi partilerde ise Genel Başkan’ın ve organların, YSK’nin gözetim ve denetimi altında göreve geldikleri göz önüne alınırsa, yasa koyucunun, siyasi partileri derneklerden daha üst bir konuma yerleştirdiği açıkça anlaşılır. Derneklerin seçim işlemleri İçişleri Bakanlığınca denetlenirken, siyasi partilerin seçim denetimi YSK tarafından yapılmaktadır. Anayasa’nın ve SPK’nin siyasi partilere verdiği önem ile Dernekler Kanunu düzenlemesi arasındaki farkların göz ardı edilmesi hukuki karmaşaya sebep olabilecek niteliktedir. Siyasi partilerin aldığı bazı kararların Dernekler Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür; örneğin disiplin kararları, siyasi partinin yaptığı sözleşmeler gibi parti kararları. Ancak siyasi parti seçimlerini dernek genel kurullarının oluşumuyla bir tutmak, Anayasa’nın ve SPK’nin ruhuna, kanun koyucunun amacına aykırılık teşkil eder.

Siyasi partilerin kapatılmasının Anayasa Mahkemesi kararıyla mümkün olması göz önüne alındığında, siyasi partilere demokratik olarak verilen önem daha iyi anlaşılabilir.

3- Yukarıdaki hususları bir an için saf dışı bırakarak, istinaf mahkemesinin Mutlak Butlan kararının değerlendirilmesini yaparsak;

Hukuk literatüründe hukuki işlem, bir hukuki sonucun ortaya çıkmasına yönelik hukuki irade beyanı olarak tanımlanır; hukuki işlemlerin geçersizliğine sebep olarak ise yokluk, mutlak butlan ve iptal edilebilirlik gibi nedenler ileri sürülebilir. Bir hukuki işlemin, amaçlanan hukuki sonucu doğurması için kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine uygun olması veya ahlaka aykırı olmaması ya da geçerlilik şartlarını taşıması gerekmektedir. Aksi halde mutlak butlan nedeniyle işlem hiç doğmamış sayılır ve hukuki bir sonuç doğurmaz. Mutlak butlan, Borçlar Hukuku, Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku ve İdare Hukukunda sıklıkla bahsedilen bir konudur. İstinaf mahkemesinin kararında bahsi geçen Borçlar Kanunu’nun 27/1. maddesinde düzenlenen mutlak butlan hali ile Medeni Kanunun 5. maddesinde yer alan “Bu kanun ve Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır” hükmü ile kast edilenin, siyasi partilerin yaptıkları genel nitelikteki işlemler olduğu hususu dikkate alınmadan mutlak butlana ulaşmaya çalışmak, hukuki düzenlemelere ters düşmektedir.

Çeşitli asliye hukuk mahkemelerinde açılan ve sonradan Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dosyasında birleştirilen davalar, ilk derece mahkemesince, husumetten veya davanın konusuz kalması gerekçesiyle reddedilmiştir. Davacı tarafların istinaf başvurusu üzerine, istinaf mahkemesi kararında mutlak butlan nedeniyle CHP 38. Olağan Kongresi’nin iptaline karar vermiştir. Karara esas alınan iddialar, kongreye katılan delegelerin iradesinin rüşvet, iş vaadi, MASAK raporu gibi nedenlerle sakatlanmış olduğu yönündeki iddialardır.

Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan “oylamaya hile karıştırma nedeniyle 2820 sayılı kanuna aykırılık suçuna” ilişkin dosyada daha karar verilmemişken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesindeki müşteki şikayetleri ve tanık anlatımlarından yola çıkılarak mutlak butlana hüküm vermek yanlış bir değerlendirme sonucudur. Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve CHP 38. Olağan Kurultayı Divan Başkanı olarak görev yapan şüpheli “Ekrem İmamoğlu'nun organizesinde bir takım şüphelilerin organize suç işledikleri iddiasıyla” İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2820 sayılı Kanun’a muhalefet suçu nedeniyle açılan davada halen derdest olup bu dosyadaki iddianameden de yola çıkılarak, şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek suç işlediklerinin kesinlik kazanması nedeniyle mutlak butlan yönünde karar vermek, hukukun eşit ve adil uygulanması ilkesiyle çelişmektedir. Burada kesinlik kazanma iddiası istinaf mahkemesince resen yapılmaktadır.

Karara bağlanmış ve kesinleşmiş hiçbir mahkeme kararı olmadığı halde, sadece iddialardan yola çıkılarak mutlak butlan kararı verilmesi, hukuk düzenini karmaşaya sürükleyebileceği gibi hukukun güvenirlik ilkesine de aykırı düşer. Kaldı ki, bir ceza davasında belirlenen maddi vakıaların, hukuk hakimini bağlaması için, suça ilişkin bir karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiş olmalıdır. Ayrıca ceza yargılamasındaki “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, kimse kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan suçlu kabul edilemeyeceğinden, bu davalarda ileri sürülen maddi vakıalar da kesinleşmeden hukuk hakimini bağlamaz. 

  1. Anayasa’nın 69. maddesinin 1. fıkrasına göre “Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir,” hükmü yanında SPK’nin 4. maddesi “Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar,” hükmü ile aynı yasanın 78. maddesi “Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasa’da nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz.

Siyasi partiler:

  1. Türkiye Devleti’nin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasa’nın başlangıç kısmında ve ikinci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasa’nın üçüncü maddesinde açıklanan Türk Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halk oylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;

Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak;

Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.

  1. Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.

  2. Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

  3. Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.

  4. Genel ahlak ve adaba aykırı, amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.

  5. Anayasa’nın hiçbir hükmünü, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar,”

hükmü birlikte değerlendirildiğinde, siyasi partilerin Anayasa’da ve 78. maddede belirtilen esaslara aykırı olarak işlev ve faaliyet göstermelerinin mümkün değildir. Bu maddelerin yorumundan, partilerin hukuka uygun kurulmaları ve faaliyet göstermelerinin zorunlu olduğu sonucuna ulaşırız; ancak Parti olağan ya da olağanüstü seçimlerinin onaylanması ve yasallığı, yani hukuka uygunluğu, YSK’nin gözetim ve denetimden sonra vereceği kararla ortaya çıkmaktadır. Seçimin sonuçlanıp yasallığa kavuşmasında, siyasi parti yetkililerinin herhangi bir dahlinin olmadığı SPK’nin 21. maddesinden açıkça anlaşılmaktadır. YSK’nin gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilen seçimin, parti kararı ve faaliyeti olarak değerlendirip, partilerin hangi koşullarda faaliyet gösteremeyeceğine ilişkin düzenlemeye atıfla mutlak butlan için geçerli saymak mümkün değildir. Çünkü; bu maddeye aykırılık halinde, siyasi partiler zaten Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmaktadır. Bu maddeleri birbiriyle ilişkilendirmeye çalışmak, zorlama bir yorum olur.

4-Türk Medeni Kanunu’nun 83. maddesinin uygulanacağı savı ile ilgili olarak;

TMK’nin 83. maddesi “Toplantıda hazır bulunan ve kanuna ve tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. genel kurul kararlarının yok ve mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır,” hükmüne amirdir. Bu maddede bahse konu itiraz, yukarıda bahsi geçen dernek genel kurulu kararlarına ilişkin olup, dernekler ile siyasi partilerin, yukarıda belirtilen farklı statülerde yer almaları nedeniyle, hukuki bir uygulanabilirlik alanına sahip değildir. Ayrıca maddede dahi genel kurulun oluşumuna değil, alınan kararlara yapılacak itirazların düzenlendiği açıkça görülmektedir. Çünkü dernek genel kurulunun hukuka uygun olmadan toplanması halinde, mahalli idarenin en büyük mülki amirince asliye hukuk mahkemesinde derneğin kapatılmasına ilişkin dava açılması gerekmektedir. Görüldüğü gibi, dernek genel kurullarının toplanma ve yasal olma hali dahi mahalli en yüksek amirce denetlenmektedir. Bu husus göz önüne alındığında, siyasi partiler içinde kongrelerin yasallaşmasının özel düzenlemeye sahip olduğunu kabul etmek gerekir. CHP 38. Olağan Kongresi sonucu Özgür Özel’in genel başkan seçilmesi ile sonuçlanmış ve kendisine de YSK tarafından mazbata verilmiştir. Mazbata verilmesi, yapılan kongrenin yasallığının Yüksek Seçim Kurulu’nca kabul edildiği sonucunu doğal olarak doğurur. Genel Başkan seçiminin yapılması ve sonuçlandırılması, parti organlarınca alınan bir karar olmayıp, seçim hukuku kapsamında bir seçimdir.

YSK’nin kurultay iptali kararı vermesi halinde partiye süre verip kurultayı yenilemesi gerektiği hususunu düzenleyen SPK’nin 21. maddesinin son fıkrasında “Hakim seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük ve kanuna aykırı uygulama nedeniyle seçimlerin iptaline karar verdiği takdirde…” hükmü amirdir. İptal kararı veren bir yargı mercinin, bu kararının, ters mantıkla sadece usulden olduğu, esastan iptal olmadığı düşünülecek olsa idi, seçimlerin yenilenmesi gereği duyulmazdı; şekil noksanlığı giderilir, seçim yasallık kazanırdı. Maddede açıkça ifade edildiği gibi hukuka aykırı uygulamayı denetleme yetkisi YSK’nin atadığı hakimdedir. Ayrıca, yine aynı maddenin 1. fıkrasında “…seçimleri yargı gözetimi altında…yapılır,” denilerek YSK’nin, buradaki görevinin bir yargı görevi olduğu açıkça belirtilmiştir.

5-Tedbir kararı verilmesi ve önceki hale dönülmesi kararı ile ilgili olarak;

Yukarıda sayılan tüm maddeleri göz ardı ederek, bir an için kararı kabul etsek bile;

İstinaf mahkemesinin, CHP yönetiminin görevden alınması ve tedbiren Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye atanması, önceki hale dönülmesine ilişkin kararı hukuki birçok çelişkiyi içinde barındırmaktadır. Öncelikle YSK tarafından mazbata verilen bir CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görevden alınabilmesinin tek yolu mazbatasının iptal edilmesidir. Bu iptal ise ancak YSK tarafından yapılabilir, istinaf mahkemesince verilen karar YSK tarafından verilen mazbatanın iptali sonucunu doğurmaz. Mazbatası gereği, genel başkan sıfatını taşıyan biri yanında istinaf mahkemesince Kemal Kılıçdaroğlu’nun göreve atanmasını bir kayyım ataması olarak değerlendirmek gerekir. Şu halde, CHP iki kişi tarafından yönetilebilecektir.

Kayyım süreci hukuka uygun olarak yürütmekle yükümlüdür; mahkemece yasaklanmamış yetkileri kullanabilir. Dolayısıyla bu karmaşık durumun düzeltilmesi için yapılması gereken, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından acilen olağan ya da olağanüstü kurultaya gidilmesidir. Kendisinin mazbata almadan partiyi yönetmesi, eski alınmış mazbatanın YSK tarafından Özgür Özel’e verilen mazbata karşısında geçersiz kaldığı düşünülecek olursa, bu görev karmaşasında kurultayın toplanmaması için tedbir kararının kesinleşmesi gerektiğini belirtmek, hukukun üstünlüğü ilkesine, SPK’nin ruhuna, ayrıca demokratik ilkelere aykırı olur.

Yargıtay’ın kararını beklemekte ise hukuki bir yarar bulunmamaktadır. Önceki hale döndürme şeklinde verilen, ancak yine de önceki hali tam anlamıyla sağlaması mümkün olmayan bu karara karşı yapılması gereken en hukuka uygun çözüm, kurultay toplanması ile mümkündür.

Ayrıca, istinaf mahkemesi kararının tedbir uygulamasının bir icra dairesinden infaz memuru görevlendirmek suretiyle yapılması gerekirken, kolluk kuvvetleri eşliğinde kapılar kırılarak parti genel merkezine yapılan ziyaretin hukuka uygun olduğunu söyleme imkanı yoktur. Bu görüntü ve olaylar, demokratik bir hukuk devletinde görülecek manzaralar olmaktan uzaktır.