Piyasaya Terk Edilen Okul

Yaprak Ertan · 2026-06-01

Piyasaya Terk Edilen Okul

Kahramanmaraş'ta sınıflar kana bulandı, Şanlıurfa'da çocuklar kurşunlardan kaçmak için pencerelerden atladı. Aynı haftalarda özel okul ücretlerine yapılan zam yüzde kırk üçü geçti. Bu rakam, hükümetçe ilan edilen enflasyonun çok üzerinde, bu veri bize devlet teşvikiyle büyüyen bir sektörün, eğitim ücretlerini kendi kendini belirlediğini gösteriyor. Liberal ekonomi tam gazla ilerliyor ve iki gündem, aynı kırılganlığın iki yüzü: Kamusal eğitim artık bir piyasa kaldıracına dönüşüyor.

14 Nisan 2026 sabahı Şanlıurfa'nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde pompalı tüfek sesleri duyuldu. On altı kişi yaralandı. Saldırgan intihar etti. Ertesi gün Kahramanmaraş'ta Ayser Çalık Ortaokulu'nda 14 yaşında bir öğrenci sırt çantasındaki beş silahla bir matematik sınıfına girdi.  Saldırıda bir öğretmen ve sekiz öğrenci hayatını kaybetti, kurtulan çocuklar pencerelerden atladı. Türkiye, iki gün arayla bir daha "bizde olmaz" diyemeyeceği bir eşiği geçti.

Şanlıurfa'da saldırgan günler öncesinden sosyal medyada tehdit mesajı bırakmıştı. Kahramanmaraş'taki fail ise bir emniyet mensubunun oğluydu; babasının ruhsatlı silahlarını sırt çantasına koymuş, fark edilmeden okula girmişti. Her iki olayın ardından görevden uzaklaştırmalar, yayın yasakları ve sosyal medya soruşturmaları geldi. Bu, tanıdık bir refleks: Kurumun hesap vermesi yerine, kendisini koruması.

Aynı haftalarda 2026–2027 eğitim yılı için özel okul fiyat listeleri açıklanıyordu. Türkiye Özel Okullar Derneği'nin (TÖZOK) hesaplamalarına göre yeni kayıt ve kademe başlangıçlarında tavan zam oranı yüzde 43,92; mevcut öğrenciler için yüzde 30,74. İstanbul'da kimi okullarda anaokulu ve ilkokul birinci sınıf ücretleri bir milyona dayandı. Devlet bir yandan bu fiyatlara tavan belirledi, öte yandan TÖZOK kararı Danıştay'a taşıdı. Çocukların iyiliği, piyasanın tasarrufuna bırakıldı.

Anayasa Ne Diyor, Pratik Ne Yapıyor?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası — Madde 42: "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim Devletin başlıca ödevlerindendir... Temel ve orta eğitim Devlet okullarında parasızdır. Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek öğrenim derecelerine çıkmalarını sağlamak amacıyla gerekli yardımları yapar."

Anayasamızda eğitim, devletin "başlıca ödevi" olarak taahhüt edilmiştir, terk edilebilecek ya da devredilebilecek bir alan olarak değil.

Doğan Avcıoğlu, Türkiye'de eğitim sisteminde tarihsel olarak süregelen "üç başlı yapı" eleştirisini dile getirmişti: geleneksel-teokratik eğitim, laik-Batılı modern okullar ve yabancı ile azınlık okulları. Avcıoğlu, bu üçlü ayrımın birbirinden kopuk, zaman zaman birbirine rakip nesiller yetiştirdiğini ve toplumda derin bir bölünme yarattığını ifade ediyordu. Eğitimin birliği böyle sağlanamazdı. Hele hele günümüzde modern kamusal eğitim her yandan daralırken, daraltılırken ve özel eğitim kurumları her boşluğu ve ceplerini keyfi fiyat politikalarıyla doldururken bu imkânsızdır.

Güvenlik Kamerasının Çerçevesine Sığmayanlar

Kahramanmaraş saldırısının ardından gelen ilk refleks güvenlik görevlisi talebi oldu. Bu refleks anlaşılır olabilir ama olduğundan daha önemli bir mesele gibi gösterilirse esas sorunu örtülü hale getirir. Diyelim ki okullarda güvenlik görevlisi var; aynı gençlerin aynı şiddete başka bir mecrada başvurmayacaklarını kimse garanti edemez. Sorunu münferit bir vakaya ya da denetim açığına indirgemek, yapısal sorunu gizlemektir.

Gençlerimiz geleceğine güvenle bakamıyor. Kaosta savrulma ve bir boşluk duygusu her yanı sarmış. Kapitalist düzenin hızla çözündürdüğü toplumsal bağlar — mahalle, cemaat, ortak anlam çerçeveleri — bu boşluğu dolduramıyor, aksine ne kendi çelişkilerini derinleştiriyor. Anomi soyut bir kavram olarak kalmıyor, bir ruh hali, bir toplum hali. Şiddet tam da bu zeminde patlıyor — dışarıdan gelen bir tehdidin değil, içeriden birikenin dışavurumu olarak. Bunu yalnızca dijital platformlara, silah erişimine ya da aile yapısına bağlamak, kökensel sorunu örtmektir.

Piyasa Neyi Satar?

1980'lerden itibaren neoliberal dönüşümle birlikte eğitim başlı başına büyük bir sektöre dönüştü. Vergi muafiyetleri, devlet teşvikleri ve özel öğretim kurumu sayısındaki hızlı büyüme eğitim kalitesini eşitlemedi; eğitime erişimdeki uçurumu derinleştirdi. Bugün elli bini aşkın özel öğretim kurumu var ve TÖZOK, devletin belirlediği zam tavanını mahkemeye taşıyabiliyor. Diğer kanatta ise kaynakları azaldıkça anayasadaki eğitim hakkı fiilen verilemez hale gelen devlet okulları gerçeği var.

John Dewey, okulu demokratik yaşamın pratik edildiği bir alan olarak tanımlamıştır. Güvenli, nitelikli, erişilebilir bir okul, bireysel bir hak olmanın yanı sıra toplumun kendini yeniden ve yeniden inşa etmesinin yollarından biridir. O okulu piyasaya terk etmek, toplumun kendini inşa etme gücünü satmak demektir.

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da olanlar, salt bireysel patolojilerin ürünü olarak okunamaz. Bunlar, yıllara yayılan kurumsal ihmalin ve daha derinde, gençleri topluma bağlayan ekonomik, kültürel ve simgesel bağların sistematik biçimde çözülmesinin sonucudur. Geleceksizlik, görünmezlik ve anomi — bunlar kamera ile değil, yapısal dönüşümlerle yanıt bulacak sorunlardır.

Özel okul zam tartışması ayrı bir kanalda akıyor gibi görünse de aynı denize dökülüyor: Hangi çocuk, hangi okula ait? Toplumumuz bu soruya cevap vermekten kaçındığı sürece, Anayasa'nın 42. maddesi hayata ve haklara, somut gerçeğimize yabancı kalacak.