Platon’un Şöleni ya da Bilgelik Sevgisi

Serap Köksal · 2026-06-01

Platon’un Şöleni ya da Bilgelik Sevgisi

Şölen diyaloğunda, Platon’un önümüze açtığı ilk sahnede Apollodoros’un kent merkezine  giden yolda rast geldiği arkadaşları, ondan bir zaman önce Agathon'un evinde düzenlenen, Agathon, Sokrates, Alkibiades ve Atina’nın önde gelen başka isimlerinin katıldığı yemeli içmeli sohbet toplantısını (sumposion) ve orada tanrı Eros hakkında yapılmış konuşmaları anlatmasını isterler. Apollodoros çok uzun zaman önce yapılmış olan o toplantıda bulunmamış ancak —Sokrates’in önde gelen hayranlarından— Aristodemos’tan dinlemiştir konuşulanları.

Atina’nın ünlü tragedya yazarı Agathon’un M.Ö. 416 yılında ilk tragedyası ile bir yarışmada aldığı birinciliği kutlamak üzere evinde düzenlediği bahis konusu bu buluşmayı Aristodemos’un  kendisine anlattığı şekliyle en başından başlayarak aktarır.  

Apollodoros’un Aristodemos’tan dinlediklerini anlatmasıyla açılan yeni sahnede, Aristodemos, Agathon’un evine giden yolda Sokrates’e rastlar, Sokrates davete onu da yanında götürür. Beraberce yemek yenir, yerlere sunular serpilir, tanrıya şarkılar söylenir, bütün adetlerin yerine getirilmesinin ardından buluşmanın içme kısmı başlar. Ancak önceki günkü kutlamalarda çok içtiklerinden, genellikle içtikleri kadar içmek istemezler. Bunun üzerine Eryksimakos konuşmalarla avunmalarını konu olarak da Eros’a övgüler sunmalarını önerir çünkü Phaidros sık sık diğer bazı tanrılara hymnoslar (ilahiler) terennüm eden şairlerin bu yüce ve değerli tanrı için tek bir övgü yazmadığından dert yanmaktadır. Önerisi kabul edilir. Konuşma sırası en son Sokrates’indir.

İlk konuşmacılar belirlenmiş bir sırayla övgülerini sunarlar; Eros en eski, en değerli tanrıdır; gökseldir ve hem aşığı hem de sevileni erdem yolunda büyük çabalar sarf etmeye zorlar; her şeye gücü yeter, insanlara bütün mutlulukları veren odur; bir mitosa göre, başlangıçta iki cinsiyetten oluşan ve bir bütün olan insanlar (androgynos) kafa tuttukları tanrılar tarafından cezalandırılarak ikiye ayırılmış, aşk şimdi insanın o bütünlüğü arzulamasının adıdır; o en iyi, en güzeldir ve diğer bütün şeylere bu türden başka nitelikleri kazandırır. 

Sıra kendisine geldiğinde Sokrates; övgünün övülen şey hakkında hakikati söylemek olduğunu düşündüğünü oysa yapılan konuşmalarda öyle olsa da olmasa da en yüce, en güzel niteliklerin Eros’a atfedilmiş olduğunu, aslında hiçbirinin onu övmediğini, övüyor göründüğünü ve kendisinin övgünün bu türünü bilmediği için bu tür bir övgü yapamayacağını söyler. Yine de, dilerlerse hakikati kendince dile getirecektir. Önerisi kabul edilir, kendi Eros övgüsüne başlamadan önce son konuşmacı olan Agathon’a yönelttiği sorularla, ona yaptığı bu güzel konuşmadaki çelişkileri buldurur ve az önce diğerlerine yönelttiği eleştiriyi —aslında Eros hakkında bilinen ezberleri tekrarladıklarını— sahneleyerek gösterir.

Akabinde Sokrates’in zamanda geri giderek açtığı yeni bir sahnede, gençliğinde Mantinealı bilge kadın Diotima ile Eros’a dair yaptığı bir konuşmayı dinleriz. (Eros sözcüğü diyalog boyunca —kullanıldığı bağlama göre— sevgi, aşk veya arzu olarak karşılanabilir.) O gün Bilge (Sophos) Diotima karşısındaki genç Sokrates, önceki sahnede Bilge Sokrates’in soruları karşısındaki Agathon gibi Eros’u ve bilgiyi zaten bildiğini zannetmektedir. Diotima ona yönelttiği sorularla —Nedenini açıklayamadığın halde doğru bir kanıya sahip olmak bilmek değildir. Çünkü nedensiz bir şey nasıl bilgi olabilir?— Eros (Sevgi) ve Güzellik (Kallos) arasındaki ilişkiyi sorgulatır ve öğretir. İyi ve güzel şeyleri arzuladığında hemfikir oldukları Eros, eğer bunları arzuluyorsa bunlardan yoksun olduğu içindir ve bu durumda tanrı olamaz. 

Eros bir tanrı değil, büyük bir tanrısal varlıktır (daimon), insan ve tanrılar arasında ara bir yerdedir ve tamamen doldurur ikisinin arasını, bütün evreni birbirine bağlar, uyurken de uyanıkken de tanrıların insanlarla her türlü birlikteliği, her türlü konuşması onun aracılığıyla olur. Bu tanrısal varlıklar çok sayıda ve türlü türlüdür. İşte Eros da bunlardan biridir. Doğası gereği güzelliğin aşığıdır ve cehalet ile bilgelik arasında bulunur. Bilgeliği arzulayan philosophos da cehalet ile bilgelik arasındaki bu orta yerdedir. Bilgelik en güzel şeylerden biridir. Güzellik (Kallos) üremeye eşlik eden bir Yazgı, bir Doğum Tanrıçasıdır. Eros, genç Sokrates’in zannettiği gibi güzelin aşkı değil, Güzel sayesinde doğurmanın ve üremenin aşkıdır. Çünkü üreme sonsuz ve ölümsüz bir şeydir ölümlü için. Eğer Eros iyinin ve güzelin her zaman insanın kendisinde olmasının aşkı ise bunları isteyen insan ölümsüzlüğü de arzuluyordur. Bu düşünceden hareketle Eros (aşk), ölümsüzlüğün aşkı da olmak zorundadır.

“Aşk'la ilgili bu sırlara belki sen de ermişsindir Sokrates. Ama eğer doğru yolda giderse bir insanın erişeceği, gayesi bunlar olan en yüksek, en yüce mertebelere sen erebilir misin, orasını bilmiyorum. Ama yine de anlatacağım sana ve bu gayretten geri durmayacağım. Elinden geldiğince izlemeye çalış sen de.” 

Diotima sevginin sırlarını anlattıktan sonra cehalet ve bilgelik arasındaki orta yerden, doğru kanıdan başlayıp hakikate ulaşmak isteyen için yolu gösterir. Güzellik başlangıçta tek tek bedenlerde yeterince görülüp sevildikten sonra, beden güzelliğinin çok da önemli olmadığının anlaşılmasıyla bir üst aşamada ruhlarda görülür ve sevilir. Bunun gibi bilgelik sevgisi ile de törel bilginin aşılması ve hakiki bilgiye ermenin arzulanmasıyla güzelliğin engin denizi temaşa edilir ve felsefenin cömertliğiyle derin düşünceler doğurulur, güzelliğin bilgisine vâkıf olunur (phronesis). Gösterilen bütün çaba işte doğası gereği eşi benzeri olmayan bu Güzel’i görmek içindir. Aşk konularında doğru yolun tutulmasıyla, yüksek bir yere bir merdivenle çıkmak misali, güzel bedenlerin sevilmesinden güzel alışkanlıklara, oradan güzelin bilgisine ve nihayet Güzel’in bizzat kendisinin temaşa edilmesine varmak, hayatın bu anı, insan için yaşanmaya değer tek andır.

Görsel Tasarım: Politik İnşa Yaratıcı Ekip

Sokrates sözlerini bitirdiğinde Agathon’un evine Atinalı ünlü komutan Alkibiades’in beraberindekilerle sarhoş bir halde ve şamatalı girişiyle yeni bir sahne açılır. Agathon’u kutlamaya gelen Alkibiades orada birden Sokrates’i görünce çok heyecanlanır. Evdekiler ondan da o gelmeden önce kendilerinin yaptığı gibi Eros’a övgüde bulunmasını ister. O ise Eros yerine Sokrates’i öveceğini söyler. Sarhoşluğunun verdiği cesaretle samimi bir konuşma yapar. Atina’nın en tanınmış şahsiyeti olan Sokrates’i kendisinden başka kimsenin tanımadığını söyler. Çünkü tıpatıp Silenos heykellerine benzeyen Sokrates’in içindeki altın gibi pırıl pırıl eşsiz tasvirleri ondan başkası görmemiştir. Marsyas’ın aulosuna (iki parçalı bir flüt) üfleyerek tanrısal ezgilerle insanları mest eden gücü Sokrates’in sözlerinde vardır, onu ne zaman dinlese çılgın hallere düşer Alkibiades, yaşadığı hayatın hiç de yaşanası bir hayat olmadığını düşünür. Sokrates’in içini açıp ondaki eşsiz güzelliği gördüğünde o her ne buyurursa yapması gerektiğini anlamıştır ancak bunları yap(a)madığı için ondan kaçar ve uzaklaştığında da kalabalıkların verdiği payeye yenik düşer. 

Diotima karşısındaki kendisinin bugünkü Agathon gibi olduğunu söylemişti Sokrates, bugün Alkibiades’in karşısında ise o gün kendisinin karşısındaki Diotima’nın yerinde olduğunu ve Diotima’nın gösterdiği onu en yüce mertebelere ulaştırabilecek yolu yürümüş olduğunu anlarız.

Alkibiades ise Sokrates’in Bilge (Sophos) olduğunu ve yol göstericiliğini doğru olarak anlamış —çünkü bunu herkes anlayamazken o Sokrates’in içini açıp ondaki tanrı heykelciklerini görmüştür— ve bu yüzden ona büyük bir aşkla tutulmuş ancak onda görüp tutkuyla bağlandığı bilgelik ve güzelliğin onun şahsında olduğunu ve bunu da kendi genç, güzel bedeni veya parası ve statüsü ile elde edebileceğini zannetmiştir. Oysa bunun için gösterdiği çabaların başarısızlıkla sonuçlanması ile içine düştüğü bu trajik halde, daha merdivenin ilk basamağında sıkışıp kalmıştır. Hiç de aptal birine benzemese de Sokrates’ten istediği şeyin vereceği bakıra karşı altın olduğunu —güzelliğin sahtesini verip hakikatini almak istediğini— anlayamamıştır. Anlayabilse, istediği şey zaten Sokrates’in ona doğrudan verebileceği türden bir şey değildir. 

Kutlama sona erer, davetliler evden ayrılır. Aristodemos uyurken, Sokrates, Agathon ve Aristophanes sabaha kadar büyük bir kâseden şarap içerek laflarlar. Sokrates onları —Hatırlayalım, biri tragedya diğeri komedya yazarıdır—marifetli bir kişinin hem tragedya hem de komedya yazmayı bilmesi gerektiğini kabul etmeye zorlar. Gün doğarken onları uyutup kendisi Lykeion’a (gymnasion, Sokrates’in açık havada ders verdiği yer) gider, günün geri kalanını her günkü gibi geçirir, akşama doğru evine döner ve artık uyur. 

Sevgi, bilgeliği arzulayanın, güzelliği görüp ona tutkuyla bağlanması için bir tuzaktır. Amaç insanın ona sahip olması değildir, olamaz da zaten. Çünkü Sokrates’te bilgi, erdem olduğu için ancak tecrübe yoluyla öğrenilebilir. İyi’nin duyulur dünyadaki tezahürü olan Güzel, kendisini görebilenin ruhunu İyi’ye doğru yönlendirecektir. Bilgeliği arayan, kendi aradığına ermiş olan Sophos’ta (Bilge) gördüğü güzelliğin cazibesine kapılır. Onun yol göstericiliğiyle güzelliği kendisinde de arayıp sevgiyi duyulur olanda tecrübe ederek başladığı bu macerada artık ruhsal olan sevgiye yücelerek, güzelin sayesinde ölümsüz olanı doğurabilirse aradığına kavuşacak, bizzat güzel olacak ve Güzel’i her şeydeki görünüşlerinde değil, onu kendi eşsizliğinde temaşa edecektir. Ölümsüz ile ölümlü olanın arasında bir varlık olan insan ancak hakiki bir erdem doğurduğunda tanrıların dostluğunu kazanacak, tanrılar gibi olacaktır.

*Resim: Alman ressam Anselm Feuerbach’ın 1869 tarihli Plato’s Symposium adlı eseridir. Ressam Platon’un Şölen’ini resmederken Alkibiades’in Agathon’un evine giriş sahnesini seçmiş. İkiye ayırdığı sahnenin ortasına Agathon’u (Güzel-İyi) sol elinde bir kadeh sağ elini gelenlere mağrur bir edayla uzatırken, tablonun sol tarafından evine sarhoş bir halde gelen Alkibiades’i karşılarken, Sokrates’i ise tablonun sağ yarısının ortalarında onlara arkası dönük, başı önünde resmetmiştir. Cehalet ile bilgelik arasındaki ara yerde duran philosophos önce güzel ve iyi olanı sevip bu sevgiyle kendisi güzel ve iyi olacak, güzel sayesinde doğuracak ve ancak o zaman tanrısal olan ona yüzünü dönecektir. 

Dinleme önerisi: Leonard Bernstein’ın 1954 yılında bestelediği Serenade for Solo Violin, String Orchestra, Harp, and Percussion (after Plato's Symposium) adlı eseri.