Platon'un Theaitetos'u Sokrates'in Erdemli İnsanı

Serap Köksal · 2026-08-10

Platon'un Theaitetos'u
Sokrates'in Erdemli İnsanı

Platon, genç Theaitetos’un sesini, Megaralı Eukleides’in evindeki çocuğun sesinden duyurur bize. Öncesinde, arkadaşı Terpsion, Eukleides’ten diyaloğa konu edinilen bu mühim felsefi tartışmayı kendisine anlatmasını istemiş; fakat Eukleides, konuşmayı hafızasında tam olarak tutamadığı için bu isteği yerine getirememiştir. Neyse ki, Atina’ya gittiği zamanlarda Sokrates’le buluşup ona sorarak, anlattırmış ve kâğıda dökmüştür bu tartışmayı. Eukleides, diyalog biçiminde kaleme aldığı bu metni, arkadaşı Terpsion ile birlikte dinlemek üzere bu çocuğa okutur.

 

Sokrates, Kyreneli Theodoros’a, “erdemli bir insan olmaya aday” gençler bulabilmek için Atinalı gençleri gözlemlediğini söyler. Saygın bir geometrici olan Theodoros’un etrafında çok fazla genç vardır. Acaba böyle birini tanıyor mudur? Theodoros öğrencilerinden birinden övgüyle söz eder. Onlara doğru yürüyen Theaitetos’tur bu. Basık burnu ve çıkık gözleri ile Sokrates’e benziyordur. Doğuştan yetenekli, eşine nadir rastlanır bir gençtir. Hem yumuşak huylu hem de cesurdur. Üstelik cömerttir de. Keskin bir zekaya, hızlı bir kavrayışa ve güçlü bir hafızaya sahiptir. Düzenli, dikkatli ve etkili bir biçimde araştırıp öğreniyordur.

 

Theodoros öğrencisine seslenir, ondan Sokrates’in yanına oturmasını ister. Sokrates Theodoros’un çizdiği “her bakımdan kusursuz” genç portresini incelemeye işin en kolay kısmından başlar, hemen çocuğun yüzüne bakar. Theodoros birçok konuda uzmandır ancak ressam değildir. Onun uzmanı olmadığı bir konuda yaptığı bu tespitini ciddiye almamak gerektiğini söyler. Bir insan elbette ancak bilgili olduğu bir konuda ölçü alınabilir. Sokrates’in asıl incelemek istediği, Theodoros’un, öğrencisinin ruhunu erdem ve bilgelik bakımından öven etkileyici sözlerindeki haklılıktır. Bakalım genç Theaitetos, Sokrates’in aradığı gibi bir erdemli insan olma adayının niteliklerine gerçekten sahip midir? 

 

Theaitetos, hocası Theodoros’tan geometri, astronomi, armoni ve aritmetik dersleri almaktadır. Sokrates kendisinin de aynı dersleri hem Theodoros’tan hem bu alanlarda bilgili başkalarından öğrenmeye çalıştığını belirtir. Yine de bu konularda bilgisi sınırlıdır. Kafasını kurcalayan bir konuyu açmak için, “Öğrenmek kişinin öğrendiği bir konuda daha bilge hâle gelmesi değil midir?” sorusunu yöneltir Theaitetos’a.  Bu doğruysa, bilge biri bilgelik sayesinde bilgedir. O zaman Sokrates bilgeliğin bilgiden bir farkı olup olmadığını sorar. Theaitetos, olmadığını söyler. Mademki bilgelik (sophia), bilgiden (episteme) farklı değil, o hâlde “bilgi” tam olarak nedir? 

Sokrates kafasının tam bu noktada karıştığını, bilginin ne olduğunu kendi başına kavrayamadığını söyler. Bu tanımı şimdi birlikte yapabilirler mi? Onlara beraber konuşmayı teklif eder. Hem birbirlerini daha iyi tanımalarını ve aralarında dostça bir ortam oluşmasını da istemektedir. Theodoros bu sohbet tarzına aşina olmadığını ve yaşının da buna uygun olmadığını öne sürerek bu teklifi geri çevirir. Sokrates’e sorularını genç ve her türlü gelişime açık olan Theaitetos’a yöneltmesini önerir. 

Sokrates Theaitetos’a “Sence bilgi nedir?” diye sorar. Cesaretini topla ve düzgün bir şekilde cevap ver, der. Theaitetos’a göre bilgi; hocası Theodoros’tan öğrendiği her şey ile ayakkabı ustalığı ve diğer zanaatkârların sanatlarıdır. Sokrates’in aradığı cevap bu değildir. Sokrates bilginin ne olduğunu, onun tanımını araştırıyordur.Theaitetos’un yaptığı ise olsa olsa örnekleme üzerinden onu tarif etmektir. Bir şeyi tarif etmek o şeyin “nasıllığı” ile ilgilidir, bir tür işaret etmektir. Tanım ise ne’lik, mahiyet ile ilgilidir. Tanım tanımladığımız şeyin bilgisini verir. İnsan ne olduğunu bilmediği bir şeyi sadece adından anlayabilir mi? Ancak tanımladığımızı biliriz. Sokrates ne istediğinin anlaşılması için çamur sözcüğünü “suyla karıştırılmış toprak” olarak tanımlar. 

Bunun üzerine Theaitetos, benzer bir şeyi sayılarla ilgili bir çalışmada bir arkadaşıyla birlikte kendilerinin de yaptığını söyler. Ancak bilginin tanımı, onların matematikte yaptıklarını söylediği tanımlar kadar net cevaplayabileceği kolay bir şey değildir. Theaitetos’a o an hocasının övgüsü boşa çıkıyor gibi görünür. Oysa durum hiç öyle değildir. Sokrates ondan bilginin tanımına ulaşabilmek için çaba göstermesini ister, onu tartışmayı sürdürmesi için cesaretlendirir. Theaitetos isteklidir ama işin güçlüğü nedeniyle derin bir sıkıntıdadır. Buna rağmen zaten vazgeçmeye niyeti yoktur. Sokrates bunun nedenini doğum sancısı çekiyor oluşu olarak açıklar. 

Ebe olan annesi gibi Sokrates de bir ebedir. Tanrı ebeliği ona bir görev olarak vermiş fakat doğurmasına izin vermemiştir. Ebe kadınların artık doğurmayan kadınlar olması gibi, Sokrates de kendisi bilgi doğurmuyordur. Ancak ebelik yetisi ile bir gencin içindeki düşüncelerinin verimliliğini sınayabilir ve eğer bunlar hayali düşünceler değilse, açığa çıkarılmalarına yardımcı olabilir. İçindeki tanrısal ses (daimonion) sayesinde içlerinde doğacak düşünceler taşıyanları ayırt edebiliyordur. Sorgulama yöntemi bunun içindir. O yüzden Theaitetos sadece onun sorularına açık cevaplar verirse Sokrates ortaya çıkan hayal ürünü veya sahte düşünceleri ayıklayacak ve onun içinde saklı duran verimli düşüncelerin açığa çıkarılmasına yardım edecektir. Tanrı yardım eder ve Theaitetos’un kendisi de cesaret edip içtenlikle cevap verirse bilginin tanımını yapabileceklerdir. 

Sokrates’in burada tanrının görevlendirmesiyle yaptığını söylediği ebelik (maieutike) sanatı, sophos’un (bilge) philosophia faaliyetidir. Bu diyaloğun dış duyularla kavrayamadığımız üst katmanında Sokrates’in yaptığı bir philosophia faaliyeti sahnelenmektedir. Sophos’un rehberliğinde bir meydana getirme faaliyeti (tekhne) olarak philosophia’nın ürünü, eseri philosophos’un kendisidir. Bu itibarla, Sokrates diyaloğun başında erdemli insan olmaya aday genç arayışı konusunda Theodoros’un bilgisine başvururken, meydana getireceği eser için en uygun malzemeyi arayan bir ustadır. Çünkü her sanatta eserin değerini belirleyen zanaatkârının ustalığı olduğu kadar kullanılan malzemenin niteliğidir. Tam da bu yüzden başlangıç malzemesinin seçiminin kendisi, ustalığa esastan dahildir.

Theaitetos baştan başlanılan sorgulamada bu defa bilginin algı olduğunu söyler. Bu düşünce sıradan bir düşünce değildir. Çünkü Protagoras bunu farklı bir biçimde dile getirerek savunmuştur. Onun çok bilinen ifadesi ile: “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” Theaitetos da Protagoras’ın bu sözünü bildiğini onaylar. Peki “Bilgi algıdır,” önermesi sağlam bir temele dayanmakta mıdır, yoksa dayanaksız bir söz müdür? 

Bir rüzgâr estiğinde üşüyen biri için soğuk, üşümeyen biri için soğuk değildir; bu durumda rüzgârın kendinde gerçekten soğuk olup olmadığını söyleyemeyiz. Sokrates’e göre insan her şeyin ölçüsü olduğunda, bir insan bir şeyi nasıl algılıyorsa o şey onun için öyle olacaktır. Böylece Protagoras’ın önermesindeki algı her zaman var olanla ilgili olacak ve asla yanıltıcı görülmeyecek, bilgiyle özdeş olacaktır. Sokrates bu incelemeyi derinleştirmek için bu önermeye yine Protagoras, Herakleitos ve Empedokles gibi –Parmenides hariç– neredeyse bütün filozofların benimsediği “her şeyin sürekli bir oluş halinde olduğu” düşüncesini ekler. Hiçbir şey kendi başına sabit bir varlık değildir; var olan her şey bu sürekli oluş ve değişimden doğar. (Parmenides ve Melissos ise bu görüşün tam tersini savunur. Onlara göre “Evrenin gerçek adı hareketsizliktir.”) Şimdi bütün bu filozoflar üstelik yanlarındaki iki büyük şair Homeros ile Epikharmos’la beraberdir. “Peki, böyle büyük bir düşünce ordusuna ve başlarındaki Homeros gibi bir komutana kim karşı çıkmaya kalkışırsa gülünç duruma düşmez mi?” 

Geldikleri yerde o güne kadarki bütün bu düşünce geleneğini karşılarına alıp sürdürdükleri sorgulamada düştükleri çelişkileri anlamaya çalışmak Theaitetos’un başını döndürmüştür. Sokrates Theaitetos’un içine düştüğü hâli — felsefenin başladığı bu yeri — ve Theodoros’un öğrencisine övgüsünün çok yerinde olduğunu anlar. 

Michelangelo, Atlas Esiri, "Esirler" (Prigioni) serisi, (1525–1530).

Platon’a göre, öne sürülen bir önermenin kendi içindeki tutarlılığını sınamak ve eğer varsa çelişkilerini ortaya çıkarmak için yürütülen muhakemenin sonunda içine düşülen hayret (thaumazein) ve hayranlık felsefenin asıl başladığı yerdir. 

Şimdi artık bu ünlü düşünürlerin görüşlerindeki saklı hakikati araştıracaklardır. Sokrates farklı düşünürlerin görüşlerini Theaitetos’a ayrıntılı olarak aktarır. Bunları sorgulamanın Theaitetos’un kendi düşüncesini ortaya çıkaracağını düşünüyordur. 

Sokrates bilgi algıdır önermesini, algının göreliliği, duyuların yanılabilirliği ve algının çevre koşulları ile değişebilmesi yönlerinden Theaitetos’a yönelttiği sorular ile sorgulamaya devam edecektir. Sorgulamanın sonunda algı ile bilginin aynı olmadığı açıkça ortaya çıkar. Bu defa kazandıkları yeni bir bakışla “Bilgi nedir?” sorusu tekrar sorulur. Takip eden süreçte bilinen başka iki bilgi tanımı peş peşe aynı yöntemle sınanacaktır. Bunlar; “Bilgi doğru sanıdır,” ve onun yanlışlığının anlaşılması üzerine ele alınan “Bilgi doğru düşünce ile birlikte dile getirilmiş sanıdır,” önermeleridir. Ancak her iki önerme de Sokrates'in yönelttiği sorular karşısında kendi savunma sınırlarına ulaşır. “Bilgi ne duyumdur ne doğru sanıdır ne de doğru sanıya eklenen bir açıklamadır.” 

Bilginin kesin bir tanımına ulaşamadan sorgulamayı bırakırlar. Theaitetos, Sokrates sayesinde “içinde olandan çok daha fazlasını” söylemiştir. Ancak Sokrates’in ustası olduğu ebelik sanatının söylediğine göre “bütün bunlar sadece boş bir rüzgâr gibi doğmuş, beslenmeye değmeyecek şeylerdir.” Sokrates, Theaitetos’a ileride yeni düşünceler üretirse, bugünkü sorgulama faaliyeti sayesinde, daha iyi düşünceler doğuracağını söyler. Ama hep kısır kalsa dahi neyi bilmediğini bilerek, bilmediği şeyleri biliyormuş gibi yapmayacak, daha az sıkıcı ve daha nazik bir insan olacaktır. Onun sanatının gücü de zaten bu kadardır. 

Theaitetos, Sokrates’in sorularına cevap verirken, doğru bildiğinden emin olmasa da düşüncesini cesaretle dile getirmiş, sonra da doğurduğu bu kendi düşüncesinden şüphe etmiş, sınanmasına rıza göstermiş, kendisi de sabırla, dürüstçe sınamıştır. Ustasının sorgulama yöntemi sayesinde düşünmesi artık devinmeye başlamıştır. İçinde olduğunu sandığından daha fazlasını söylemiş, bunları tâbi tuttukları sınamadan geçemeyip “beslenmeye değmeyecek şeyler” oldukları anlaşıldığında da bu durumu kabul etmiştir. Ertesi gün “Elealı Yabancı” ile bir başka zorlu sorgulamaya katılacaktır. Bu kez karşılarında, Sokrates’in -Homeros’tan alıntılayarak “hem saygıdeğer hem de korku uyandıran biri” diye andığı, bilginin tanımına ulaşmak için yürütülen bu sorgulamanın dışında bıraktığı “Babamız” dedikleri Parmenides olacaktır.

O gün orada tam bir bilgi tanımına ulaşılamadan bırakılan bu sorgulama, o günden sonra bunu öğrencisi Platon sayesinde duyan başka Theaitetoslar tarafından sürdürülecektir. Platon’un bu diyalogda sorguladığı önermeler, kullandığı örnekler ve metaforlar düşünce tarihinde aynı soruların peşine düşen her yeni Theaitetos ile birlikte tekrar canlandırılacak, Sokrates’in tanrının görevlendirmesi ile yaptığını söylediği ebelik sanatı meraklı muhatabına yardım etmeye devam edecektir. Sokrates’in kendisini bir ebeye benzeterek ifade ettiği ebelik sanatı (maieutike tekhne)ancak sophos’un yapacağı bir philosophia faaliyetidir. Ustanın doğru soruları marifetiyle muhatabının ruhunun derinliklerinde varlığını henüz bilmediği hakikat uyandırılır. Theaitetos’un Sokrates’e “Ben senin sayende içimde olandan çok daha fazlasını söyledim”, demesi tam da bu yüzdendir. Sokrates tanrının ona görev olarak verdiği bu sanattaki bugün hâlâ konuştuğumuz benzersiz hüneri ile erdemli insan olma adaylarından birini bulduğunu anlamıştır.