Temsili Demokrasiden Taklidi Demokrasiye: Gösteri Siyaseti, Simülasyon ve Figüranlar

Nilüfer Nurgül Özdemir · 2026-08-03

Temsili Demokrasiden Taklidi Demokrasiye:
Gösteri Siyaseti, Simülasyon ve Figüranlar

CHP'ye kayyım olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun katılımıyla gerçekleştirilen rozet takma töreninde yaşanan "figüran krizi", politikanın anlamını gösteri siyaseti ve simülasyon bağlamında düşünmemiz açısından oldukça önemlidir.

BirGün muhabiri Ebru Çelik’in yaptığı habere göre bu törene 950 TL ücret karşılığı cast ajansından figüranlar getirilmiş, bu figüranlara sloganlar attırılmış. Oldukça ironik ve bir o kadar da düşündürücü bir durumla karşı karşıya olduğumuz açık. 

Figüran, bir tiyatro ya da sinema setinde, sahnelenen oyunun arka planını doldurandır. Sahne ortamını gerçekçi göstermek, atmosferi tamamlamak için kullanılır. Oyundaki ya da filmdeki kalabalıkları ifade eder. Örneğin film bittiğinde figüranın adı perdede yazmaz. Bu anlamda figüran adsız olandır. Figüran, bir sanat yapıtında karakter ve hatta tip dahi olmadığı için adlandırılmaz. Figürana öznelik atfedemeyiz, görünürlüğü vardır ama sıklıkla bir yüzü bile yoktur. Kalabalık içindedir ve belirleyici değildir. Türk sinemasında bir dizi figüranı bazen bir dublaj sanatçısı seslendirir. Metaforik olarak söylersek figüranın sesi bir yığının sesidir. O, sahnede olduğu gibi hayatta da edilgendir, o karar vermez, onun hakkında karar verilir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konumunu, ücret karşılığında tutulmuş figüranların görüntüleriyle birlikte düşündüğümüzde bu olayın bir siyasal semptom olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Seçmenin, politikacıların ve politikanın figüranlaştırılmasıyla karşı karşıyayızdır. 

Kılıçdaroğlu yıllardır yaptığı muhalefetle siyasette zaten belirleyici olamamıştı. Bugün ise AKP’nin çıkarlarına uygun olarak atandığı kayyım koltuğunda, belki kendisinin pek önemli bir siyasi rolü olduğunu düşünüyor veya böyle bir rolü olmasını hayal ediyor ne var ki rolü figüranlıktan öteye gitmiyor. Tam da bu nedenle o da hakiki CHP seçmenine değil, figüranlara başvuruyor. Figüranla siyaset yapmaya çalışmak ya da figüranlarla dolu bir sahnede rol olmak, Kılıçdaroğlu’nun kendisi hakkında bir şey söylüyor; Baudrillard'ın kavramlarını basitleştirerek söylersek, simülasyonun simülasyonu, simülasyonun kendisini gösterir. Bu durumda, Kılıçdaroğlu’nun kendisinin bir simülasyon olduğu anlaşılır. 

Rozet takma törenindeki figüran bir taklittir. Taklit ettiği şey ise, yurttaşın, partili seçmenin, üyenin, yani temsilcileri belirleyenin kendisidir. Temsili bir demokraside muhalefet partisi olarak görev yapan bir partinin temsilcisi, kendisini temsil etsin diye onu seçen üyeler ve yurttaşlar yerine bir yurttaş taklidine ihtiyaç duyuyorsa bu kendisinin de bir taklit olduğunu gösterir. Bu, bir genel başkanın taklididir. Burada temsili demokrasi, taklidi demokrasi olarak ifşa olur.  

Eksik olan nedir? Bir parti başkanının ihtiyaç duyduğu ve medyada, kamuoyunda rakiplerine karşı kendini konumlandırabileceği halk/seçmen desteği. Burada eksik olan figüranla somutlaşır. Sahne hazırlanır, dekor yerleştirilir ve halk/seçmen desteği görüntüsü üretilir. Yurttaş istenmiyordur bu sahnede, yurttaş taklidi isteniyordur. Gerçekten yurttaşı temsil etmek de istenmiyordur bu durumda, istenen yurttaşın seçtiği kişi olmayı taklit etmektir. Bu ilişkide, yurttaş figüranlaştırıldığı için temsilcinin kendisi yani siyasetçi de figüranlaşmıştır demiyoruz, siyasetçinin kendisi bir figüran olduğu için yurttaş figüranlaştırılır.  

Simülasyonun simülasyonu bu aşamada başlar. Kemal Kılıçdaroğlu yurttaşı figüranlaştırdığında, olmayan bir şeyi varmış gibi sunan simülakr yani gerçekliği olmayan bir imge aşamasına geçilir. Bir siyasetçinin meşruiyeti ancak onu seçen yurttaşlarca verilebilecekken, meşruiyetini atama yoluyla iktidardan alan bir muhalefet lideri de bu sahnede aslında kendisinin figüran olduğunu açık eder. Bu ikinci simülasyon, simülasyonu boşa çıkarır, onun işlevsizliğini gösterir. Figüranın, figüranlarla birlikte olduğu bu sahnede, görünüşün kendisinin bile görünüş olmadığını görürüz. Kopya veya taklit ile gerçek arasındaki ayrım, ikinci taklidin bir gazeteci tarafından yakalanmasıyla kendi içine çöker. Baudrillard’ın kavramlarıyla beraber düşündüğümüzde CHP atanmış yönetiminin aslı olmayan bir kopya olduğunu söyleriz. Kayyım yönetiminin aslında amaçladığı sadece bir simülasyondu, şimdi kendilerini bir hipergerçeklik alanında buldular.    

Fotoğraf: Helmut Jilka

Demokratik rejimler açısından düşündüğümüzde, ideal durumda yurttaşlar sadece seçimden seçime siyaset sahnesinde yer almazlar, partilere üye olurlar, mitinglere katılırlar, sandıklarda görev alırlar, toplumsal meseleleri gündeme getirir, kamusal alanda etkindirler, söz alırlar. Hannah Arendt’in politika kavramına bakacak olursak, politika sadece iktidarın ele geçirilmesi meselesi değil, kamusal alanın ta kendisidir, birlikte eylemektir. Ancak günümüzde bu kamusal alan giderek daralmakta, yurttaş olan özne yani homo politicus, homo economicus’a evrilmektedir. Bu bizim açımızdan son derece önemlidir, çünkü temel çözülme yurttaşın tüketici, politikanın da tüketim nesnesi olmasında yatıyor. 

“Neoliberal rasyonalite siyasi hayatı ve bilhassa devleti baştan inşa etmektedir. Kamu yararını gözetmek diye tanımlanan yurttaşlığın yerini homo economicus biçimine indirgenmiş bir yurttaşlığın alması, bizzat halk düşüncesini, kolektif siyasi egemenliğini öne süren bir demos fikrini de ortadan kaldırmaktadır.”

Wendy Brown’ın neoliberalizmle birlikte yurttaşlığın/halkın dönüşümüne yaptığı bu vurgu kamusal yarar, ortak iyi, siyasal sorumluluk, siyasal etik gibi kavramların çözülüşüne işaret eder. Politikada rekabet ve kişisel çıkarlar baskın olmaya başladıkça politika kolektif bir kamusal alan olmaktan çıkar. Hem yurttaşlık hem de politika yapıcılık “tüketim” merkezine yerleşir. Siyasi partiler artık belirli fikirleri, ideolojileri takip eden kurumlar değil, birer marka değeri taşıyan piyasa aktörleridir. Liderler de buna göre kampanyalar düzenler, organizasyonlar tertip eder; algı yönetimi, markalaşma birinci sıraya yerleşir. Burada olan şey bir yönetim ve yönetimde kalma teknolojisidir. 

Bu yönetimde kalma teknolojisi açısından siyasal muhalefeti anlamak da önemli. Demokratik rejimlerde muhalefet sadece iktidarın karşı kutbunu ifade etmez, politikanın var olma koşulunu ifade eder. Muhalefet, geleceğe dair alternatifleri, güncel politikanın açmazlarındaki çıkış yollarını söz ve eylemle örgütler. 

Demokrasilerde muhalefet, katılımcılığın ve çoğulculuğun koşullarındandır. Gerçek bir muhalefet olmadığı takdirde muhalefet boş sözden ve salt bir “koltuk/yönetim” rekabetinden ibaret kalır. Muhalefetin kamusal alandan ve politikanın çatışmacı/diyalektik yapısından çekildiği yerde ise yurttaş seyirciye, kamusal alan ise gösteriye dönüşür, dönüştürülür. İşte karşımızda duran vahim tablo gösteriye dönüşen bir siyaset sahnesidir. 

Türkiye’de politika, darbeler, siyasi partilerin kapatılması gibi çeşitli mekanizmalarla birçok kez daraltıldı; yurttaşın politika ile bağı kesildi. Siyasal katılım seçimden seçime bir aktiviteye indirgendi, siyaset seçim kampanyaları ve liderlerin iletişim stratejileri ekseninde tartışılır oldu. Reklam kampanyalarındaki oyuncular ya da figüranlar gibi yurttaşlık ve politika bir sahneye dönüştü, içeriksiz, ideasız görünüşler merkeze yerleşti. 

Guy Debord Gösteri Toplumu kitabında gösterinin sadece bir imgeler toplamı olmadığını, bu imgelerin dolayımında geçen bir toplumsal ilişki olduğunu söylemişti. Gösterisi yapılan ve gerçeğin yerini dolduran işte bu imgelerdir. Bu imgeler ise toplumsal ve siyasal alanı şekillendirir.  Bu imgeler sahnesi Debord’a göre ayrı bir sahte dünya ve salt seyrin nesnesi olarak sergilenir. Gösteri ayrı bir sektördür ve aldatılmış bakışın ve yanlış bilincin yeridir. Gösteri bu anlamıyla gerçeği sadece örtmez, gerçeğin kurulma biçimini bize yansıtır. Figüran işte bu gösterinin devamlılığını sağlar. 

Figüran meselesini yalnızca bir partinin yönetim ya da organizasyon skandalı olarak okumak eksik kalır. Bu durum bugün ülkemizdeki politika yapma biçiminin bir sonucu, bir yapısal krizdir. Figüran olayı göstermektedir ki, yurttaşlık bir dekor, bir arka plan olarak görülmektedir. Ücret karşılığı bir siyasi parti organizasyonuna gelen figüranlar bu meselenin görünen kısmı, görünmeyen kısmı ise politikanın kurucu öznesi yurttaştır. Yurttaşın yerini figüran, muhalefetin yerini kayyım, katılımın yerini performans, kamusal alanın yerini gösteri ve imgeler alıyorsa bir demokrasi ve politika krizinden bahsedebiliriz. Bu durumdan siyasi iktidarın kendisi de kaçamaz çünkü o da muhalefetin taklidini, bir aslı olmayan kopyayı istemiş ve siyasi evreni buna göre hazırlamıştır.   

Politika yurttaşlık alanı olmaktan çıkıp, Baudrillard’ın bahsettiği, gerçekliğin hiçbir çeşidiyle ilişkisi olmayan, yalnızca kendi kendinin simülakrı olan imgeler alanına dönüştüğünde hipergerçeklik ortaya çıkar. Artık siyasetçinin var olma koşulu bu simülakr’dır. Ne var ki burada Baudrillard'dan ayrılıyoruz, gerçek ortadan kalkmamış, gerçeğin üzeri simülakrlarla örtülmüştür. Simülakrlar siyasal alanı kuşatabilir; ancak bu, toplumsal gerçekliğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Yurttaşın iradesi, sınıf ilişkileri ve siyasal çatışmalar varlığını sürdürür; siyasal gösteri yalnızca onları gizler.

Siyasal etkisini ve halktan alması gereken kurucu iradeyi kaybetmiş siyasetçiler figüranlara ihtiyaç duyar ve bu durumda Kılıçdaroğlu’nun en azından yalnız olmadığı söylenebilir. Çünkü muhalefetin taklit edilmesi, bu taklit evrenini kurmuş iktidarın da taklidi olduğu anlamına gelir. 

Yurttaşlar ise içine çöken bu siyaset ve toplum sahnesinde gerçeğin ta kendisi olmak ve bunu göstermek zorundadır.