Yürü Bre Hızır Paşa
Nilüfer Nurgül Özdemir · 2026-07-06

16. yüzyıl. Pir Sultan Abdal, Sivas Valisi (Beylerbeyi) Hızır Paşa tarafından önce sürgün edilir, Anadolu’yu gezer, ardından Sivas’taki Darağacı meydanında (o dönemde Surdibi semti) idam edilir. Pir Sultan Abdal’ın ölüm tarihiyle ilgili çelişkiler olsa da bu konudaki rivayet yıllardır bu şekilde anlatılmaya devam ediyor. Aynı zamanda Pir Sultan Abdal şiirlerinden biliniyor Hızır Paşa; ona Deli Hızır deniyor hem mürit hem cellat olduğu söyleniyor. Padişaha bağlılığını isteyen şiirler yazmasını isteyince, şöyle sesleniyor Pir Sultan Abdal Hızır Paşa’ya:
“Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir”
Kıyımları gören ve adaletsizlik karşısında susmayan Yedi Ulular’dan Pir Sultan Abdal “bozuk düzende sağlam çark olmaz,” der ve her dem sesini yükseltir.
*
Yıl 1993. Günlerden 2 Temmuz. Sivas, Madımak Oteli.
Dışarıdaki kalabalık “Lan yakın”, “Cehennem ateşinde yanıyorlar,”, “Ya Allah intikam, Allahu Ekber”, “Yak, yak,” “Burası Aziz Nesin’e mezar olacak,” diye sesleniyor, önce otel taşlanıyor, sonra ateşe veriliyor. İstihbarat, sabah saatlerinde protestolara dair hazırlık olduğunu Sivas Emniyeti’ne bildirmesine rağmen güvenlik önlemleri alınmıyor. Dışarıdaki kalabalık artıyor. Polis raporlarına göre otelin etrafını 15 bin kişi sarıyor. Grup sakinleştirilmeye çalışılıyor, grubu yatıştırmak için tepkilere neden olan Ozanlar Anıtı’nın kaldırılacağı söyleniyor ancak bu tip sözler kalabalığı dağıtmaya yetmiyor. Akşam saatlerine doğru kalabalığın öfkesi artıyor, arabaların benzin depoları boşaltılıyor, dışarıdan benzin getiriliyor. İtfaiyenin bölgeye girişi engelleniyor. Takviye yetersiz kalıyor, gelenler ise zamanında yetişemiyor. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’a gelen aydın, şair, ozan 33 kişi ve 2 otel çalışanı Madımak’ta can veriyor.
Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel “Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin,” diyor, Başbakan Tansu Çiller ise “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” Yine dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı tahrikkâr tutumu bu olaylara neden olmuştur” diyerek açıklama yapıyor.
Olayların, cinayetlerin, saldırıların peş peşe yaşandığı 1993 yılında Aydınlık gazetesinde çıkan, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabının çevirisi bir hayli tepki çekmişti. Aziz Nesin bu yazıları kendisinin kaleme almadığını açıklayacaktı ama bir kez yazıların Aziz Nesin’e ait olduğuna inanılmış, karşı bildiri kalem alanlar Cuma namazı sonrası halkı ayaklanmaya davet etmişti. Aziz Nesin 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nin önünde verdiği demeçte, “Aziz Nesin’i öldürürler, başka bir Aziz Nesin çıkar. Başka Ahmet çıkar, Mehmet çıkar. Çünkü insanın beyni var, düşünüyor. Düşünceye karşı gelinmez, karşı düşünceye karşı gelinir. Karşı düşünceyi iflas ettirirsin. Mahkûm ettirirsin ama düşünceyle mahkûm ettirirsin, öldürerek değil ki,” diyecekti.
Katliamdan sonra açılan davanın karara bağlanması 19 yıl sürdü. İlk karar 1997’de açıklandı, 33 sanık idama, 14 sanık 15 yıla kadar hapis cezasına mahkûm edildi. Hapis cezaları Yargıtay tarafından onanırken, idam cezaları usul noksanlığı nedeniyle bozuldu. 2002’de idam cezasının yürürlükten kaldırılması ile birlikte bu kişiler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Bu sürede bazı isimler tahliye oldu, bazıları firar etti. Haklarında müebbet istenen firari sanıkların davası da 30 yıllık zaman aşımı nedeniyle düştü. Sanıkların avukatlarından bazıları ilerleyen yıllarda AKP ve Saadet Partisinde yöneticiliklere geldi bazıları ise milletvekili oldu. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, katliamın faillerinden Hayrettin Gül ve Ahmet Turan Kılıç’ın ömür boyu hapis cezasını afla kaldırdı. Bu davada hiçbir kamu görevlisi hakkında işlem yapılmadı. 2014 yılında “İnsanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve “zaman aşımına uğramaması” talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru, 3 kez gündeme geldi ancak AYM’de hiç görüşülmedi.
Faşizm, düşünceye, din ve fikir hürriyetine, sanata ve bilime karşı saldırılarla kendini açığa çıkarır. Öyle ki heykeller yıkılır, sansürlenir, kitaplar yakılır, düşüncesini ifade edenler cezalandırılır. Hak sahibi olan yurttaş, sadakat gösteren, biat eden bireye dönüştürülür. Toplum, biz ve onlar diye bölünür, kamusal alan tek sesli hale getirilir. Sivas katliamı, sadece bir kimlik meselesi değil aynı zamanda aydınlanmaya karşı yapılmış faşist bir saldırıdır. Ancak sadece faşist bir saldırı demek de yetmez. Dönemin konjonktürü çok şey anlatır. Murat Yetkin’in detaylı bir şekilde anlattığı gibi kanlı bir petrol savaşı döneme damga vuruyor, daha da fazlası 1990’larda SSCB’nin dağılmasıyla birlikte değişen dünya dengesinde Türkiye’nin yeni rotası tespit ediliyordu. Türkiye muasır medeniyetler hedefinden koparılıyor, Cumhuriyet karşıtı İslamcı bir çizgiyle şekillendiriliyordu.
Bu nedenle Sivas katliamı bugünün güncel politikasını anlayabilmek için mihenk taşıdır. 1993 yılının karanlık cinayetleri, saldırıları ve elbette Sivas katliamı hala bu ülkenin üzerinde bir gölge gibi duruyor. Özellikle 1950’ler ile birlikte modern Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesine ve ülkemizin bağımsızlığına yönelik operasyonlar, saldırılar ve darbeler yapıldı, kimi hedefine ulaştı, kimi yarım kaldı. Bugün, bu yarım kalan projeyi tamamlamak için içeride siyasal İslam projesi ve Yeni Osmanlıcılık söylemleriyle ve dışarıda emperyalist ülkeler eliyle çeşitli oyunlar kuruluyor, kimi açık pazarlıklarla kimi de kapalı kapılar ardında sürüyor. Türkiye’nin aydınlanmasına dönük saldırılar siyasal İslam ideolojisi ile şekillendiriliyor.
Sovyetleri çevrelemek amacıyla başlatılan ve Carter Doktrini olarak bilinen Yeşil Kuşak Projesi, yani radikal/ılımlı İslamcı hareketlerin Türkiye’de ve pek çok ülkede (Pakistan, Afganistan vb.) desteklenmesi, günümüz Türkiye’sinin mevcut durumunu anlamak için elzem. ABD-İsrail’in Genişletilmiş Ortadoğu Projesi kapsamında, siyasal İslamcı rejimler inşa etmek için devam ettirdiği bu proje hâlâ canlıdır.
Siyasal İslam ya da İslam’ın siyasallaştırılması inançlara dair bir tartışmanın konusu değildir, bir ideoloji olarak devletin örgütlenmesine müdahale etmeyi içerir, bir rejim biçimini ifade eder. Laik, halkçı, devrimci Cumhuriyetin kurucu değerlerine karşı bir araçtır.
Bugün de siyasal İslam'ın eğitim sisteminden bürokrasiye kadar her alana uzandığını görüyoruz. Kamusal alandaki etkisini giderek artırıyor. İktidar tarafından tarikat ve cemaatlerin laiklik karşıtı söylem ve eylemlerinin desteklendiğini; kültür sanat alanındaki sansür ve yıldırmaları, ifade özgürlüğü alanının daraltıldığını, gazetecilerin susturulduğunu, muhalif siyasetçilerin hapse atıldığını ve kadınların yaşam tarzına müdahalelerin yaygınlaştığını biliyoruz. İslamcı dokuya sahip yeni bir kültürel hegemonyanın tesis edilmeye çalışıldığı da açıktır.
Sivas’ta 35 insanın göz göre göre öldürülmesine göz yumanların, Madımak’ı ateşe verirken “Müslüman Türkiye”, “Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak,” diye slogan atanların devamı olan bu anlayış, Cumhuriyet’i aşındıran, emperyalizme hizmet eden otokrat bir rejim için hem içeride hem de dışarıda çalışmaktadır.
Madımak'ta hayatını kaybedenler
Muhibe Akarsu
Muhlis Akarsu
Gülender Akça
Metin Altıok
Mehmet Atay
Sehergül Ateş
Behçet Aysan
Erdal Ayrancı
Asım Bezirci
Belkıs Çakır
Serpil Canik
Muammer Çiçek
Nesimi Çimen
Carina Cuanna
Serkan Doğan
Hasret Gültekin
Murat Gündüz
Gülsüm Karababa
Uğur Kaynar
Asaf Koçak
Koray Kaya
Menekşe Kaya
Handan Metin
Sait Metin
Huriye Özkan
Yeşim Özkan
Ahmet Öztürk
Ahmet Özyurt
Nurcan Şahin
Özlem Şahin
Asuman Sivri
Yasemin Sivri
Edibe Sulari
İnci Türk
Kenan Yılmaz